Ko niversitesi

Ağrı Dağı Güney Doğu Rotası Zirve Denemesi

Tarih: 04.06.2012 – 10.06.2012

Ekip Lideri: Sönmez Erkaya

Faaliyet Sorumlusu: Egemen Yavaş

Katılanlar: Sönmez Erkaya, Murat Aydemir, Beytullah Yılmaz, Merve Şahin, Emin Gündoğdu, Egemen Yavaş, Neslihan Oflaz, Can Aycıl, Duygu Can

Kullanılan Malzemeler: Kazma, krampon, ip, diğer teknik malzemeler

Hava Durumu: Gündüz 30 C, gece yüksek kamplarda 0C ye yakın, zirveye doğru -10 Cnin altında ve rüzgarlı

Fotoğraflar için tıklayınız

4 Haziran Pazartesi

06.55’ deki THY uçağımıza binmek için tüm hazırlıklarımızı yaptık ve eşyalarımızı uçak bagajına verdik. Check-in sırasında Malatyalı olduğum için görevli bana cam kenarını verdi ve uçuş sırasında Erciyes Dağını ve yukarıdan tam olarak adını kestiremediğimiz bir sürü dağı görme fırsatım oldu. Daha önce çıktığımız Hasan Dağını görmeyi umut ediyorduk ama göremedik. Van Merit Havalimanı’na ulaştığımızda Cuma ve Ali Ağabeylerimiz bizi bekliyorlardı. Daha bagajlarımızı alırken bile Cuma Ağabeyle ilgili ilginç hikayeleri duymaya başlamıştık bile: Henüz 13-18 yaşındayken- biraz şehir efsanesine dönüşmüş, daha sonra sorduğumuz kimse emin değildi yaştan-iki tane turisti Ağrı Dağına paraya ihtiyacı olduğu için çıkarmış. Doğru düzgün yol bilmiyormuş ve turistleri zirveye yakın bir tepeye götürüp burası asıl zirve demiş. Atatürk zirvesinin üstündeki bulutlar dağıldığında turistler durumu anlamış ve anlayış göstermişler. Yerel rehberler bu tepeyi Cuma zirvesi olarak anlatmaya başlamışlar. Bizim için diğer ilginç bir detay ise Cuma Ağabey’in yaptığı toplam 431 zirvesiydi.

Van şehir merkezine geldiğimizde hemen Van kahvaltısı yapabileceğimiz bir yer aramaya başladık. Sonunda bulduğumuz yerde şimdiye kadar yaptığı en güzel kahvaltıyı yaptık. Yöresel kahvaltılıkları-otlu peynir, murtuğa, kavut vs.- yemeye doyamadık hatta döndüğümüzde tekrar kahvaltı yapamadığımız için çok üzüldük. Ardından Doğubeyazıt’ a geçmek için iki arabaya ayrıldık. Yolumuz boyunca Türkiye’nin en büyük dağlarından biri olan Süphan Dağını ve İran sınırı bize eşlik etti. Muradiye Şelalesinde mola verdiğimizde bir şeyler içtik ve dinlendik. Aldığımız bilgilere göre bu şelale kış aylarında donuyordu ve donmuş şelale tırmanışları gerçekleştiriliyormuş. Öğleden sonra Doğubeyazıt’ ta vardığımızda İsfahan Oteline yerleştik, burası dağcıların sıklıkla tercih ettikleri, merkezi bir yerde ve temiz bir oteldi. Otelden ayrılıp pasajları gezdik ve dağda çokça ihtiyacımız olacak kuru yemişleri almak için bir dükkana girdik. Ardından yemek için lokantalardan birine uğradık. Bizim için Doğubeyazıt’ ın en güzel yanların biri de et yemeklerinin çok güzel ve ucuz olmasıydı. Tüm faaliyetimiz boyunca bolca et yedik.

Otele vardık ve biraz vakit geçirdikten sonra malzeme kontrolüne başladık. Kramponlarımızı ayarladık, kazmaları dağıttık. Cuma Ağabey bize bot, çanta desteğinde bulundu. Yarın Eli köyüne(2008m) gidecektik. İşimiz bitince yorgunluğuyla hepimiz uyumak için odalarımıza çekildik.

5 Haziran Salı

Eli köyüne(2008m) varmak için saat 08.30’ da otelden minibüsümüzle ayrıldık. Karakoldan önce kaymakamlıktan izin almamız gerekiyordu ve kaymakamlık iznimiz henüz karakola ulaşmamıştı. Karakolda dağın terör olaylarına açık olduğunu ve bizim bölgenin hassasiyeti hakkında bilgilendirildiğimize dair bir belge imzalatıldı. Bu belge tahmin ettiğimizden daha da tedirgin etmişti bizi. Cuma Ağabey kaymakamlık iznimizi alırken, biz de daha fazla vakit kaybetmemek için dağda kullanacağımız 3Lt su, ıslak mendil gibi ihtiyaçlarımızı karşıladık. Saat 12.00’ da Eli köyünden tırmanışımıza başlamak için hazırdık.

Tırmanışımız esnasından dağın zirvesine hangi zamanlarda bulut geldiğini tahmin ediyor ve tırmanış durumumuza göre kendimize saatler belirliyorduk. Kamp 1’ e (3200m) varmak için yavaş bir tempo tutturduk, molalar veriyor ve sık sık dinleniyorduk. En güzel molamızı yöre halkının yazın hayvancılık için kurduğu bir dağ yaylasında verdik. Dağ yaylasında yorgunluğumuzu ve güneşin etkisini azaltması için içtiğimiz ayran ve çaydan sonra yola koyulduk.

Yolumuz boyunca ilgimizi çeken diğer bir ayrıntı ise devamlı bize bir şeyler satmaya çalışan çocuklardı. Yaptıkları kolye, eşarp gibi şeyleri çok da pahalı olmayan fiyatlara bize pazarlamaya çalışıyorlardı ve bazen onlara Türk olduğumuza ikna etmeye çalışıyorduk. Sönmez Hoca muhabbet ederken kız çocukları 5. Sınıftan sonra babalarının okula göndermeyeceğinden ve okuldan sonra ev işleriyle uğraşıp sonra evlendirileceklerinden bahsettiler. Çocuklarla üzgün şekilde vedalaştık. Sonra bize havlayan çoban köpekleriyle karşılaştık. Gidebileceğimiz tek bir yol vardı ve köpekler bize daha saldırgan gözükmeye başladı. Neyse ki çobanlarla tanışıp sohbet edince köpekler varlığımıza alıştı ve geçmemize izin verdiler.

Saat 17.00’ da Kamp 1’ e varmıştık. Bu kampa aynı zamanda Yeşil Kamp deniyordu. Çadırlarımızı kurup ihtiyaçlarımızı giderdikten sonra Ali Ağabey’in bize hazırladığı ziyafete oturduk. Kamp alanımızın tüm faaliyetlerimizin en güzel kamp alanı olduğuna karar verdik. Ağrı dağında yetişen birçok endemik çiçeği görme fırsatı yakaladık. Sol tarafımızdaki su kaynağından yararlandık ve suyumuz bu kamp boyunca hiç donmadı.

6 Haziran Çarşamba

Sabah 7 ‘de uyandığımızda kendimizi iyi hissediyorduk, suyun yanına gidip yüzümüzü yıkadıktan sonra, bugün içmemiz gereken sularımızı doldurduk. Egemen belgesel çekimi için bizlerle röportaj yaparken benimle zor anlar yaşadı. Güzel kahvaltımızın ardından tırmanış öncesi açma-germe hareketleri yapmaya karar verdik ve Adem-Cuma Ağabey’in oğlu- bizim kulüpteki tüm erkeklere güreş teklifinde bulundu. Sönmez Hoca ve Murat’ la bilek güreşine oturdular ve Sönmez hoca çok ama çok zorlanmasına rağmen yendi.

Saat 10.10’ da Kamp 1’ den Kamp 2 ‘ye(3700m) doğru harekete geçtik. 3500m ‘ de mola verdiğimizde, önümüzde İran sınırını da içine alan geniş platolar yer alıyordu. Reinhold Messner’ in Türkiye’ye geleceğini öğrendik, ardından dağcılık ve Ağrı Dağı’ nda kaybolmak üzerine uzun soluklu bir sohbete başladık. Saat 13.30’ da ikinci kampımıza varmıştık ve diğer grubun çadırlarını toplamasını bitirmesinden sonra çadırlarımızı kurduk. İkinci tırmanışımızda, birinci tırmanışımıza göre daha hızlı irtifa almıştık ve çoğumuzda baş ağrısı, mide bulantısı başlamıştı. Ertesi günü bu kampta geçireceğimizden çok fazla endişelenmedik. Hem ipimizi taşımak, hem aklimatize olmak için 4200m’ye 2 saat süren iniş çıkış yaptık. Ağrı Dağı Güney Doğu rotası çıkılırken asıl kullanılan kamp yeri 4200m olmasına rağmen çıktığımız dönemde kar kamp atmamıza izin veremeyecek kadar fazlaydı. Bu da bizim için zirve tırmanış günümüzde fazladan tırmanmamız gereken 500m demekti.

Ali Ağabey döndüğümüze bize ziyafet hazırlamıştı, afiyetle yedik. Yarın rahat bir dinlenme günü olacağından biz de çok rahattık. Akşam ortak çadırımızda çay içmeye gittik ve Cuma Ağabey’le ilgili ilginç hikayeler dinledik. Çadırlara dağılıp muhabbet ettikten sonra, hepimiz uykumuza çekildik.

7 Haziran Perşembe

Bu günümüzü yüksekliğe uyum, kazma-krampon eğitimi ve düşme çalışmalarına ayırmıştık. Bizim için çok yorucu bir gün olmayacaktı, bu yüzden erken kalkmamız gerekmedi. Ama tüm ekip saat 08.00’ da uyanmıştık. Susamıştık, ama yanımızdaki su kaynağımız donmuştu ve Ali Ağabey öğleden sonra çözülebileceğini söyledi. İlk başlarda kimse dün doldurduğum çamurlu suyu içmek istemedi ama saat ilerledikçe, içmek zorunda kaldılar. Yarın çok zor bir gün olacağından hepimiz bugün iyi dinlemek istiyorduk ancak yükseklik uyku kalitemizi azaltmıştı.

Doyurucu kahvaltımızı yaptıktan sonra, kayma düşme çalışmamız için hazırlandık. Egemen Hasan Dağında yeterince kayma çalışması yaptığımızı düşündüğü için yükseğe çıkıp Küçük Ağrı Dağının manzarasını da görebileceği bir yerde belgesel çekimlerine devam etti. Düşme çalışmamız Hasan Dağına göre çok kolaydı. Ardından ikişer grup halinde 200m Fransız stil tırmanışla irtifa kaybedip tekrar kamp alanına döndük. Çalışmalarımız öğleden sonra bitmişti ve hepimiz çadırlarımızda dinlenmeye koyulduk.

Akşam yemeğimiz de tavuk ve bulgur pilavı yedik. Yemeğimizi yedikten sonra dışarıda çay içmeye ve sohbet etmeye başladık. Neslihan ve Ali Ağabey 3taş ardından 9taş oyunlarında birbirlerine rakip oldular, tezahüratlarımız eşliğinde Ali Ağabey oyunları yendi. Ardından Ali Ağabey ile ben 9 taş oynadık, bu sefer ben yendim ve Ali Ağabey sarımsak yemek zorunda kaldı. Ertesi gün saat 00.00 ‘da uyanacağımızdan hava kararmadan uyumak için çadırlarımıza dağıldık. Gece boyunca çoğumuz en fazla 3 saat uyuyabilmişti ve bu durum ertesi günkü performansımızı çok etkileyecekti.

8 Haziran Cuma

Çadır arkadaşlarımızla birlikte uyanmamız ve kahvaltıya gitmemiz 10 dakikayı bulmuştu. Kahvaltıya ilk giden çadır bizdik ve kendimizi faaliyetin çadırı olarak ilan ettik. Heyecan ve gerginlik vardı üstümüzde, bir şeyler yemek çok zor hale gelmişti. Kahvaltımı Duygu’nun bana zorla yedirdiği ballı, kaymaklı, yağlı ekmek ile tamamlamıştım ve çok iyi gelmişti. Sıcak su dolu termoslarımızı aldık, kramponlarımızı taktık ve saat 01.00’ da Kamp2’ den (3700m) tırmanışımıza başladık.

Normal tırmanışlarımıza göre daha erken bir saatte çıkmıştık ve uykuya karşı gelmeye çalışıyorduk. Çoğu arkadaşımızın yüksekliğe uyum problemi kısmen devam ediyordu. Kısa, ayakta molalarla yolumuza devam ediyorduk ve hızlı olmamız gerekiyordu. Önceki günlerden gözlemlediğimize göre saat en geç 11’ de zirvede olmalıydık. Bu saatten sonra zirveye bulutlar geliyordu ve bu durum inişimize tehlikeye atacaktı.

Beytullah ve Murat 4200m ‘de ipimizi aldı ve Can arkadaşımız dönüş kararı alıp güvenli şekilde kamp yerimize döndü. İpimizi bıraktığımız yerde batonları bırakıp kazmalarımızı çıkardık. Buz artık sertleşmeye başlamıştı ve düşme tehlikemiz baş göstermişti. Güneş yavaş yavaş kendini gösterirken sıcak bir şeyler içip, kuru yemişlerden yiyebileceğimiz ilk molamızı vermiştik. Bulunduğumuz bölgeden Ağrı Dağının gölgesi bize şaşkınlık vermişti. Çünkü gölgenin kendisi Süphan Dağını aşmıştı. Gölge üzerinden nerede olduğumuzu kestirmek imkansızdı ve zirvenin görüntüsü çok ilginçti. Biraz dinlendikten sonra tırmanışımıza devam ettik.

Yolumuzun burasına kadar olan kısmı dikti ve zik zaklar çizerek devam etmiştik ama şimdi bizi daha dik olan buz kulvarları bekliyordu. Kramponlarımızı buza çok güçlü şekilde atmamız gerekiyordu ve dik kulvarlarda devam ederken bunu yapmak daha da zorlaşmıştı. İkinci mola yerimizden sonra, Güneşin doğuş çizgisiyle tırmanışımız yarışırken kar yavaş yavaş yumuşamaya başlamıştı. Bundan sonraki yolumuz kar ve kayanın iç içe olduğu bir yerdi ve çok dikti. Kazmalarımızı eğime göre değil de, baston şeklinde kullanmaya başlamıştık. Batonlarımızı ise bize yol göstersin diye bırakmaya başlamıştık.

Üçüncü mola yerimiz ise harika bir manzaraya sahipti. Bir tarafımızda Küçük Ağrı Dağı’nın kum tanecikleri net bir şekilde görünüyordu. Kendisi yaklaşık 4000m’lik bir dağ olmasına rağmen Ağrı’nın yanında küçük kalıyordu.Diğer tarafımızda B. Ağrı Dağının zirvesi belirmişti. Ali abiden öğrendiğimize göre Küçük Ağrıya hem Türk hem yabancı dağcılar kaçak tırmanışlar yapıyormuş ve izin alınamıyormuş.

Mola yerimizde yorgunluk hepimize kendisini hissettirmeye başlamıştı. Bastığımız yerlere çok dikkat etmeliydik çünkü hemen arkamızda uçurumlar vardı, kayma anında durmamız neredeyse imkansızdı. Egemen ve Emin kendilerini iyi hissetmiyorlardı ama tırmanışa devam edeceklerdi çünkü mola yerimizden bakıldığında zirve net şekilde görünüyordu ve hava şartlarımız çok güzeldi, bu da hepimizi motive etmeye yeterliydi. Ancak yürüyüşe başladığımızda yaşadığımız problemler hat safhaya gelmişlerdi.

Sönmez Hocamız bizden ayrılıp platonun durumuna bakmaya gitmişti ve biz de onun açtığı izlerden devam ediyorduk. En sonunda 50m’lik tehlikeli bölgeyi geçerken ip kullanmama kararı alındı. Hocamız öndeyken biz de arkada geri dönmeyi düşünmeye başlamıştık, Duygu arkadaşımız önden Hoca’yı takip ediyordu ve ben de çok yorgun olmama rağmen öne geçip yürümeye devam ettim çünkü geri dönelim dedikçe daha da yorulmaya başlıyordum. Benim arkamdan da Neslihan daha sonra Egemen geliyordu. Biz yukarıda beklerken Emin, Murat, Beytullah ve Egemen aşağıda 15 dakika kadar beklediler, üç arkadaşımız dönme kararı alırken Egemen biraz daha devam etti ve daha sonra o da geri dönmek istedi. Duygu, Neslihan ve ben 50m’lik Cehennem Deresine düşme riskimizin en yüksek olduğu yeri güvenle geçtik. Şansımıza, o kadar zor olmamıştı çünkü yumuşayan kar sayesinde kara biraz batıyorduk ve kramponlarımız da tutunabiliyorduk. Hocamız Egemen’ e bakmak için döndüğünde Neslihan çok üşümeye başladı ve geri dönmek istediğini söyledi. Daha sonra o da Sönmez hocayla aşağıya indi. Üşüyerek beklemek yerine Duygu ve ben başka bir batonun olduğu yere kadar yürümeye başlamıştık. Platonun arkasından dolaşmamız gerekiyordu ve biz yanlışlıkla önünden dolaşmamız gerektiğini düşünmüştük, iyi ki denememişiz. Zirveye sadece düz platodan sonra çok eğimli olan bir yol kalmıştı. Çok yakındık ve çıkabileceğimize inanıyorduk ama gidiş dönüş 2 saati bulacak bir yoldu, saat 11′ e yaklaşmıştı ve arkadaşlarımızın Hocasız dönmesini istemiyorduk. Duygu ve ben fotoğraf çekildikten sonra, üzülerek hocayla birlikte geri döndük.

Ağrı Dağını inmek gerçekten çok güzeldi ve kolaydı. Yolumuzu bulmak için koyduğumuz batonları kullanarak hoca, Duygu ve ben kayarak inmeye başladık ve bir yandan da kendimizi teselli etmeye çalışıyorduk. Tüm ekibin Kamp 2′ ye (3700m) inmesi saat 14.00 ‘ı buldu. Kaydığımız yerlerde kar ve kaya karışık olduğu için benim pantolonum da dahil çoğumuzun pantolonu zarar görmüştü hatta bazıları yırtılmıştı. 1-2 saat dinlenip bir şeyler yedikten sonra yaklaşık 3000m’ deki köy yaylasına inmek için yola çıktık. Bize inişin tahminen 1-2 saat süreceği söylenmişti ama yaylaya hava kararırken varmıştık yani yaklaşık 5 saat sürdü. Hepimiz tükenmiştik çünkü aralıksız yaklaşık 20 saat yürümüştük. Yemeklerimizi yiyip çay içtikten sonra önceden kurulmuş çadırlarımıza doğru uyumaya gittik.

9 Haziran Cumartesi

Saat 6′ de sıcaktan dolayı hepimiz istemsiz uyanmıştık. Çadırlarımızı toplayıp yola çıkmamız 1,5 saati buldu ve Eli Köyüne 1 saatte varıp bizi Doğubeyazıt’a götürecek minibüsümüze bindik. Otele gidip duş aldıktan sonra, Cumartesi günlerinin ünlü et yemeğini yemek için Doğubeyazıt’ta bir lokantaya oturduk. Hepimiz koca bir tabak dolusu et yedikten sonra İshak Paşa sarayına gitmek üzere minibüse bindik. Bu saraydan Ağrı Dağı hiç bir şekilde görünmüyordu bu durum İshak Paşa’nın kendi isteğiymiş ya da dağdan gelen rüzgarı kesmek içinmiş. Dağı üzerinde Urartu kalesinin olduğu bir kayalık kapatıyordu.

İçinde 116 tane değişik-bize göre çoğu birbirine benziyordu- odanın bulunduğu saraydan, birbirinden değişik ve eğlenceli fotoğraflar çekerek ayıldık. İshak Paşa Sarayından ayrıldıktan sonra, Doğubeyazıt’ta bir şeyler içip zirvesiz sonuçlanan ama bizim için çok önemli olan faaliyetimizi kutladık. Diğer bir garip nokta ise zirve yapamadığımızı söylediğimizde herkesin bize garip garip bakıp “Niye ?” diye sormasıydı, bir ara Doğubeyazıt’ta herkesin zirve yapmış olabileceğini düşündük. Ardından gece yarısı son et yemeğimizi yemek için tekrar bir lokantaya geçtik ve ben de rüyalarıma giren künefeme kavuştum. Otele gidip tüm eşyalarımızı topladıktan sonra, hepimiz uyumak için odalarımıza dağıldık.

 10 Haziran Pazar

Faaliyetimiz artık sona ermişti ve hepimiz daha şimdiden bir daha Ağrı Dağına ne zaman gelip zirve yapacağımızı düşünüyorduk. Saat 07.30′ da uyandık, kahvaltı yapıp Van’ a doğru yol aldık. Muradiye şelalelerinde son molamızı verdikten sonra Van havalimanına geçtik. Uçağımıza bindikten sonra- Murat, İzmir’ e gideceği için bizden başka bir uçağa binmişti.- çoğumuz uçakta uyumuştuk. Uyumayan arkadaşlarımız ise bizim fotoğraflarımızı çekmekle meşguldüler.

Sabiha Gökçen Havalimanı’ndan Levent otobüsüne bindiğimizde meraklı amcalar yanmış ve yorgun yüzümüze bakıp bize ne yaptığımızı sorduğunda, onlara Ağrı Dağına gittiğimizi söylemekten kendimi alamadım.

 

Faaliyetimizde emeği geçen herkese teşekkür ederim…

Merve Şahin

Yorum

*

captcha *

nakliyat evden eve nakliyat antakya evden eve nakliyat