Kategoriler
2012-2013 Faaliyetler

Aladağlar, Eznevit Güney Batı Yüzü

Etkinlik Tarihi : 15-16 Ocak 2014

Ekip Lideri : Sönmez Erkaya

Etkinlik Sorumluları : Murat Aydemir ve Merve Şahin

Katılanlar: Murat Aydemir, Cihan Oklap, Özge Bitik, Merve Şahin, Can Turgut, Melda Öztürk, Sümeyre Ariş, Nursen Yılmaz, Ahmet Bingül, Buğra Bayık, Deniz Urut, Selin İnsel, Tarık Tuna, Julius Schulte, Sönmez Erkaya

Kullanılan Malzemeler: Klasik yürüyüş eşyaları, kask, krampon, kazma, tırmanış malzemeleri

Hava Durumu: İlk gün güneşli ama soğuk, ikinci gün kapalı ve soğuktu (kaya tırmanışı için çok elverişsiz!), üçüncü gün güneşli ve bulutsuz (dağa çıkmak için ideal!), son gün ise kısmen bulutlu ve güneşli

13 Ocak

(Nursen) Uzun süredir heyecanla beklediğim bu birkaç günlük faaliyet için sabaha karşı 3 gibi okuldan gelen arkadaşlarımız servise bindiler, yol üzerindekileri aldılar, ben de Tuzla’da oturduğum için kendi imkanımla Sabiha Gökçen Havalimanı’na geldim. İç Hatlar Gidiş Terminaline geldiğimde KUDAK’ı gördüm ve ufak bir selamlaşmanın ardından hep beraber malzemeleri servisten alıp içeri taşıdık. Ortak eşyaları bölüşerek check-in yaptık ancak nedenini hala anlamamakla birlikte bizim (Özge, Melda ve ben) çantalarımızı vermemiz sürdü de sürdü… Nihayet bu işi de bitirince kontrolden geçip uçağa binmek üzere bekleme salonuna geldik. Bu süre içinde oturup konuştuk, yarım litre suya 3 lira verdik, uykumuz yokmuş gibi gülüp eğlendik. Saat 6’da uçağın kalkmasını beklerken biz, bir yolcu rahatsızlandı, indirilmesi gerekti, bütün bagajlar kontrol edildi… Yaklaşık yarım saat gecikmeli kalktık. Bu olaylardan haberi bile olmayan, uçağa bindiği an uyuyan arkadaşlarımız oldu. İnişe yakın da başka bir yolcu rahatsızlandı… En sonunda KUDAK olarak sağlam vaziyette yarı uykulu Adana‘ya vardık, uzun uzun bagajlarımızı bekledik ve dışarıda bizi bekleyen servise onları yerleştirdik. Hepimiz o kadar acıkmıştık ki, kahvaltı için bir çorbacıya gittik, karnımızı doyurup oradan ayrıldık. Sıradaki hedef: Adrenalin! Hunharca Adrenalin isimli outdoor mağazasını aradık kamp ocakları alabilmek adına. Herkesin akıllı telefonu var diye geçinirken herkesin navigasyonu farklı yerleri gösterince çok alakasız yerlerde bulduk kendimizi. Mağazayı bulduğumuzda kapalı olduğunu fark ettik (saat daha erkendi) ama bu sayede Adana’da yoldan geçen öyle her amcaya yer sormaya gelmiyormuş, onu öğrendik, çok terslendik.

2014-01-13 16.10.08

 

Selin bizden bağımsız Ankara’dan uçakla geldiği için ocakları bulamadan onu havalimanından aldık sonra da tesadüfen METRO’yu görünce orada ocak bulabileceğimizi düşünüp orada durduk. Bulduk da! Sonunda dağ evine doğru harekete geçebildik. Dağların arasından geçerken Sönmez Hoca tek tek zirve isimlerini, oralarla ilgili anılarını anlattı. Yol böyle geçerken Niğde’nin bir köyüne vardık ve burada öğlen yemeğimizi yedik. Pideler, lahmacunlar, kebaplar, salatalar, çaylar, ayranlar, gazozlar… Buradan da ayrıldıktan sonra dağ evine geçtik, eşyalarımızı odalarımıza yerleştirdik ve çok beklemeden traktörle Kazıklıali Kanyonu‘na gittik kaya tırmanışı için.  Iki rota için Murat ile birlikte lider tırmanışı yaptık, bu benim yaptığım ilk lider tırmanışı ve aynı zamanda ilk lider düşüşüm de oldu, her şeyin bir ilki varmış. Kaya çatlaklarından su gelmeye başlamış ve hava iyice soğumuş, parmaklar kayayı tutmamaya başlamıştı. Hava da kararmaya başlayınca ipleri orada bırakıp tekrar hep birlikte traktöre binip eve döndük. Evde bizi yemek ve şarap bekliyordu! Saat 22.00a kadar oyunlar oynadık, sohbet ettik, güldük, eğlendik… Yorucu bu günün ardından da hepimiz erkenden yattık. (Neredeyse hepimiz)

 

DSC_0495

14 Ocak

DSC_0559Eğleniyor muyuz KUDAK?!

(Nursen) Sabah erkenden kalkıp kahvaltımızı yaptık ve gece çadırda kalıp ertesi gün zirve planladığımız çin çantalarımızı hazırladık. Tekrar Kazıklıali Kanyonu’na gittik ve dün açtığımız rotalarda tekrar tırmanış yaptık, iki rotayı da tamamlayamadık ama olsun. Herkes burada tırmanışını yapınca gelişim grubu bizden ayrılarak yakınlarda bir yerde farklı bir teknikle kazma ve kramponla tırmanış yaptılar, ayrıntılar gelişimde! İlerleyen saatlerde buradan ayrılıp tırmanabileceğimiz kanyonun devamında bir yerde iki rota daha açıp tırmandık ve yine gelişim grubu yakınlarda bir yerde ayrı bir çalışma yaptı. Buradaki çalışmalarımız da bittikten sonra yine traktörle dağ evine döndük, yemeğimizi yedik ve ertesi gün için iyice dinlendik.

Planımız akşam evin dışına çadırları kurduktan sonra gece 2 gibi kalkıp kahvaltı yapıp yola koyulmaktı. Bu yüzden saat 21.00da sessizlik ilan ettik ve çadırlarda uyuduk.

(Merve) Gelişim grubu olarak ‘Oley kesin dry toolingler yaparız, istasyonlar kurarız, iplerden çocuklar gibi ineriz ‘ diyerek heyecanla işe koyulduk. İlk başta açılan  iki rotayı bitirdikten sonra kazma, kramponlarımızı hazırladık. Hocamız bize tutamakları az olan pozitif iki rota gösterdi, Murat ve bana oraya krampon-kazma lider girmemizi istedi. İlk denemeleri yapacak olan bizler bir rotaya, bir Sönmez hocaya sonra tekrar rotaya bakarak biraz düşündük. Sonra da kramponsuz ama kazma ile Murat rotaları açtı biz de gelişim grubu olarak tırmanışı gerçekleştirdik. Burada tırmanmaktan zor olan şey emniyet almaktı. Çünkü kramponlarla ayaklarımızı yeni yeni kullanmayı öğreniyorduk ve bizim ‘amele gücü’ denen kuvveti çok kullanıyorduk. Bu da emniyetçiye tırmanılan her milim için boş ipi almak olarak geri dönüyordu.

Bu çalışmamızı bitirdikten sonra Kazıklıali’den biraz yürüyerek grubu bulduk. Onları eğlenceli rotaları ile baş başa bıraktık. Yeteri kadar pursik getirmemiş olduğumuz için Özge pursiksiz iniş yaptı ve biz de iki ip sistemi ile nasıl iniş yapıldığını öğrendik. Hocamız birbirlerine bağlı olan birkaç istasyon kurdu biz de takoz yerleştirip ‘biz de öğrenelim, şu faaliyeti yapalım, şurada yapalım’ diyerek iç geçirip izledik hocayı, umarım biraz öğrenmişizdir daha sonra pratik yapmak için.

Bir rotayı da Cihan ve Murat biraz çıktıktan sonra Temel gruba katılıp günümüzü bitirdik.

 

DSC_0690Gün bitiminde ‘Eyy Damirkazık, Aladağlar’ yaparken… Cihan yine her zamanki gibi orjinal

15 Ocak

(Nursen) Planladığımız saatte Sönmez Hoca’nın ıslıkla “Sarı Gelin” türküsünü çalmasıyla hepimiz uyandık, kısa süre içinde kahvaltımızı yaptık, sularımızı (en az 3 litre) çantamıza koyup traktöre yerleştik. Traktörle yolun bittiği yere kadar gittik ve başladık karanlıkta kafa fenerlerimizle yürüyüşe. Yer yer birbirimizin çantasındaki ağırlıkları bölüştük, molalarda sularımızı paylaştık bir de şarkılar söyledik. Daha ileriye gitmek istemeyen arkadaşlarımız için bir çadır kurduk ve iki arkadaşımızı burada bıraktık dönüşte almak üzere. Zikzaklar çizerek Eznevit zirvesine doğru ilerlerken bacağımın ağrısı sebebiyle enerjim tükendiği için devam etmekte çok zorlandım ve birkaç adımda bir dinlenir oldum. Bu arada öncü bir grup yukarıya gitmeye devam etti rehberimiz Mehmet Ağabey ile birlikte. Yaklaşık 3170 m de üç kişi bekledik, durduğumuz yer güneş almasına rağmen etrafı oldukça açık olduğu için epey rüzgar alıyordu. Rüzgardan korunmak adına Sümeyre’nin yanında bulunan bivağın içine girip kendimizi rüzgardan koruduk. Bu arada Sönmez Hoca da yanımızdan ayrılıp zirveye doğru ilerliyordu ancak öncü grubun aksine farklı bir yoldan ilerledi.

Kısa bir süreliğine orada güneşe karşı uyuduğumu hatırlıyorum, gözlerimi açtığımda bugüne kadar hiç görmediğim güzellikte bir manzara vardı, güneş yüzüme vuruyordu, içim ısınıyordu. Çok zaman geçmeden öncü gruptan iki kişi zirveye çıkamadan geri döndü ve onlarla birlikte aşağıya inmeye başladık, saat 3e geliyordu.

Bu faaliyet her yanıyla benim için ilk oldu, ilk kış çıkışımı burada yaptım zirveye varamasam da limitlerimi zorlamak hoşuma gitti, bir de ilk lider çıkışımla ilk lider düşüşümü gerçekleştirdim.  Darısı gelecek KUDAK üyelerinin de başına! Bu keyifli 4 gün için teşekkür ederim! (Nursen)

                (Merve) Burada Nursenleri bırakıp öncü grup olarak tırmandığımız faaliyet bölümünü anlatacağım. Gelişim grubu olarak Sönmez hoca bizi zirveye yolladı. Önden Julius hepimizi şok eden kondisyonu ile devasa izler açarak ilerlemeye başladı. Bir yere kadar çıktıktan sonra devamlı sola geçerek yürüdü böylece rotadan hafif sapmalar yaşadık. Önde Mehmet Ağabey olduğu için ben rotada olduğumuzu sanmıştım. Eznevit’i daha önceden denediğim için zirvenin neresi olduğunu biliyordum ama benim önceden faaliyetimi bitirdiğimiz yeri geçmiştik onun için rota hakkında tam kestirimde bulunamadım ama Sönmez Hoca bize sağdan devam etmemiz gerektiğine dair uyarılarda bulunuyordu ama çok arkada olduğu için bir tek Tarık Ağabey ve ben onu duyuyorduk. Ben de çok geride kaldığım için onlara seslendiğimde duymadılar.

Önde öncü grup, biraz arkada ben, benim baya arkamda Tarık Ağabey ve Tarık Ağabey’in baya baya arkasında Sönmez Hocamız olacak şekilde ilerliyorduk. Bir süre sonra Tarık Ağabey dönme kararı aldı. Mehmet Ağabey bize zirveye gidemeyeceğimizi onun yerine solda sembolik zirve olan bir yere çıkaracağını söylemişti, kendisi kar kulvarına girmeyi tercih etmemişti. Benim isteğim baya azalmıştı ve hava bu kadar güzelken zirve de yapamayacağımızı anlayınca çok üzülmüştüm.

Sönmez Hoca sağdaki rotaya girmişti benimle birlikte neredeyse aynı hizalarda çıkıyorduk ama çok uzaktı aramızdaki mesafe. Tarık Ağabey döndükten sonra ben de dönecektim ki gösterilen sembolik zirveden sırt hattı ile hocaya ulaşabileceğimizi düşünüp geri dönüş yolunun farklı olabileceğini sandım ve arkadan yavaş yavaş çıktım. Diğer türlü onlar seyirlik yere çıkıp geri dönerlerse de yolda buluşup birlikte döneriz dedim ama beni beklediler orada ve hep birlikte sembolik zirvemizi yapmış olduk J. Sönmez Hocamız da benim çıkmamdan sonra Eznevit Zirveye tek başına ulaşıp deftere KUDAK adına yapılmış zirveyi yazdı. Aslında harcadığımız efor aynı olduğu için kendimizi zirve yapmış kadar mutlu hissettik.

Miks tırmanış yaptığımız faaliyetimiz yaklaşık 14saat sürdü ve traktöre vardığımızda hepimizin yorgunluğu yüzlerimize yansımıştı. Ben çantalara sinip uyudum. Döndüğümüzde yine dağ evinde yapılan mükemmel yemekler bizi bekliyordu. Akşam duş alıp çay içtikten sonra çoğunluğumuz küçük bir parti yapıp, sohbet edip yorgunluğu üzerlerinden attılar.

DSC_0745Sembolik zirvemizde…

16 Ocak

Zirveden sonra herkes çok yorgun olduğu için ertesi günkü yapacağımız tırmanışa çok az kişi gittik ama çok verimli oldu. Az kişi olduğumuz için bir çok rotaya lider girip, zor rotaları da üstten emniyetli deneme şansına sahip olduk.

Kahvaltımızı yaptıktan sonra artık uğrak mekanımız olan Kazıklıali’ye geçtik. Bu sefer traktöre 15 kişi değil 7 kişi binmiştik, (Murat, Deniz, Nursen, ben, Sönmez Hocamız, Julius, Tarık Ağabey) rahatımıza diyecek yoktu. Ayaklarımızı sere serpe uzatmış kollarımızı nereye koyacağımızı şaşırmıştık.

Tırmanış bölgesine varınca ikili gruplar oluşturup tırmanışa başladık. Ben de bu dönem kaya tırmanış ayakkabısı görmediğimden dolayı biraz pasımı atma şansına eriştim. Her birimiz en az 3 rotaya lider girdikten sonra iki rotaya daha bakalım dedik. Nursen yine hepimiz hayretlere düşüren bir performansla çok zor bir rotayı lider çıktı, daha sonra oturmadan çıkamayacağına dair Mehmet Ağabey ve Sönmez Hoca bahise bile girdi. Tarık Ağabey de onun yanında rotaya girmişti ve çok zor bir yere ekspresi takmışı. Daha sonra hepimiz Nursen’in açtığı rotayı üstten eminiyetli çıktık, denedik.

Rotaları bitirdikte sonra ‘Vay be iyi çıktık, ama baya iyi çıktık’ diye diye dağ evine vardık. Eşyalarımızı arabamıza yerleştirdikten sonra Serdar Ağabey’e ve ona yardım eden köy sakinlerine konukseverliklerinden dolayı teşekkür edip ‘finaller sonrası şehri’ Adana’ya doğru yola koyulduk. Herkesi yetişmesi gereken arabalara, uçaklara yerleşti sonunda.

Faaliyet raporunu Nursen ve ben(Merve) birlikte yazdık, yazığımız paragrafların başına da isimlerimizi yerleştirdik. Faaliyetimizde emeği geçen herkese teşekkür ederiz…

                                                                                                                                                   Nursen Yılmaz, Merve Şahin                                                                                                                           

Not : Bu çıkış  Kudak tarafından yılın “ yılın ilk kış çıkışı” unvanını kazanmıştır. Yüksekliği 3550m. Olan Eznevit Dağına yaklaşık en son Ağustos döneminde çıkılmış olduğunu zirve defterinden tespit ettik.  Çadır kurmadan Çukurbağ Köyü dağevinden hareketle aynı gün rotaya girip, yine aynı günün akşamı faaliyeti dağevinde bitirdik. Kudak olarak başarılı çıkışlarımız devam edecek, bizi izleyin 🙂

                                                                                                                                                  Sönmez ERKAYA

[button target=”blank”  color=”#COLOR_CODE” background=”#COLOR_CODE” size=”medium” src=”https://www.facebook.com/media/set/?set=oa.539471062817781&type=1″]Tüm Fotoğraflar[/button]

Kategoriler
2012-2013 Faaliyetler

Kartalkaya Gelişim Faaliyeti

Tarih ve Yer: 28-29 Aralık 2013 Kartalkaya / Bolu

Ekip Lideri: Sönmez Erkaya

Faaliyet Sorumlusu: Murat Aydemir, Sümeyre Ariş ve Merve Şahin

Katılanlar: Murat Aydemir, Cihan Oklap, Merve Şahin, Sümeyre Ariş, Sönmez Erkaya, Duygu Can, Neslihan Oflaz, Özgün Civelekoğlu, Barış İlgar, Hocanın arkadaşı

Kullanılan Malzemeler: Klasik yürüyüş eşyaları, kask, krampon, kazma, tırmanış malzemeleri, dry tooling çalışması için; takoz, sikke, çekiç, nutkey etc.

Hava Durumu: İki gün de hafif güneşli ama bulutlu, yer yer sert esen rüzgârlı. Klasik kış havası.

İstanbul’dan sabahın erken saatlerinde Bolu’ya gitmek üzere yola çıktık. Yol üstünde arkadaşlarımızı da alarak uzun zamandır beklediğimiz, sonunda hak ettiğimiz gelişim eğitimimize başladık. Küçük bir çorba ve kahvaltı molasından sonra faaliyetimize başlamak üzere oteller bölgesine doğru yola çıktık. Eşyalarımız hazırlayıp dry tooling, kuru kaya ve kar üzerinde kazma krampon çalışması, yapacağımız bölgeye çadır atmaya yola koyulduk. Gel gör ki gittiğimiz yer rüzgârdan dolayı çadırlarımızı paraşüt görevi gördü. Biz Özgün’le çadır arkadaşıydık ve çantalarımızı çadırın içine atmamıza rağmen uçuyordu. Güç bela çadırlarımızı kurduk ama sonra Sönmez Hoca o bölgesinin özel bölge olduğunu ve çadır atılmasın yasak olduğunu söylemesi ile gözleri yaşlı, eğitimin bir parçası motivasyonu ile(!), çadırlarımızı toplayıp başka bir bölgeye doğru harekete geçtik. O arada Duygu’yu kayıp ettik ama daha sonra bulduk.

 image002İlk çadır yerimize giderken…

image004Hayvan istilasına uğrayıp mahvolacak çadır yerimiz…

İkinci çadır yerimize geçmeden önce yol üzerinde bulduğumuz bir konaklama tesisinde çay içip yol yorgunluğumuzu attık. Özgün – ben ve Cihan- Murat kulübe yeni alınan çadırlarımızı kurmuştuk. Daha önce kurduğumuz çadırların gerçekten çadır olup olmadığını düşünüyorduk ve dağcılıktaki ‘para var huzur var’ lafının ne kadar doğru olduğunu üzülerek düşündüm. Bundan sonra kar mağarası için çalışmalara başladık.

 Kar mağaramızı getirebildiğimiz yere kadar getirmiştik ve karın çok az olmasından dolayı da bitiremeyeceğimiz anlayıp yemek yapmaya karar verdik. Üç çadırı boş bırakıp diğer çadırlarda yemek yaptık (5 çadır götürmüştük). Yemeklerimizi yedikten sonra dinlenme tesisine geçelim dedik. Demez olaydık. Biz döndüğümüzde bir hayvan tarafından 3-4 çadırımıza girilmiş ve hepsi yırtılmışlardı. 2 çadırımız artık kış faaliyetlerinde kullanılamaz hale gelmişti. Buradan da anlayacağımız bir gelişim dersi oldu bize. Etrafını bilmediğimiz bölgelerde çadırlarımızı tek başına bırakmamamız gerektiği. Çok üzüldük bu duruma çünkü iki tane çadır almıştık ve iki çadırımızı tam performansla kullanılamaz hale getirmiştik. Sönmez hoca dinlenme tesisinde kalmaya karar verdi biz de çadırları birleştirdik.

Ertesi gün uyandık ve kahvaltımızı yaptık. Hala kazma-krampon çalışması için heyecanlıydık. Çadırlarımızı arabaya yerleştirdik ve küçük bir kayma çalışması yaptık. Daha sonra da önceki gün gittiğimiz bölgede 3’erli gruplara bölündük. Gruplar halinde kar-kaya içinde kazma krampon çalışmamıza başladık.

image006

image008Kar-Kaya’da kazma crampon çalışması için hazırlıklarımızı yaparken…

Lider gruplarını değiştirerek hedefimizin zirvesine çıkmaya çalıştık. Tabi yolda çatır çatır puanlarımızı kırdı Sönmez hoca. Bizim puanlarımızın kırılma sebepleri; 1.Benim çok soru sormam (1.5 puan) 2.Buz vidasını çok döndürmem sonucu yalama yapabileceğini düşünmemem(2 puan) 3. Sümeyre’nin çıkarken eksprese düğüm atması(3-4 puan) 4.Zik-zak halinde tırmanıp ipi zorlamam(1 puan) 5. Sikkelerin yerleşimi(2 puan) 6. Atılan düğüm yüzünden Murat’In bir yeri emniyetsiz tırmanması (komple kaldık). Diğer gruplar da kendilerine göre hata yaptıklarından dolayı onlar da kaldı. Sonuç olarak hepimiz gelişim eğitiminden kaldık. Puanlamamızın üzerinde çok düşünmemiştik çünkü kalacağımızı biliyorduk. Bu daha ilk eğitimimizdi ve biz daha çok eğitim istiyorduk zaten !! Eğitim sonunda hocaya borçlu kaldık kısaca.

Tüm beceriksizlere, olumsuzluklara, yabani hayvanlara, şiddetli rüzgâra rağmen hedefimize istediğimiz şekilde ulaştık ardından da güzel bir ip inişi eğitimi yaptık.

image013İp inişimiz…

Faaliyetimizi bitirdikten sonra aracımıza döndük. Bütün olumsuzluklara karşı çok mutluyduk çünkü bir sürü dağcılık tekniği öğrenmiştik. Evet, faaliyetimizde başarısızlıklarımız, beceriksizliklerimi ve belki disiplinsizlerimiz oldu ama önemli olan bunları yaşayarak öğrenip bunlardan ders çıkardık kendimize. Otobüsümüzde faaliyet kritiğimizi de yaptıktan sonra çoğunluğumuzun bu görüşte olduğunu öğrendik bu da ben çok mutlu etti. Güzel bir eğitim faaliyeti oldu darısı nice faaliyetlerimizin başına. Raporun sonuna faaliyette önem arz ettiğini düşündüğüm fotoğrafları ekliyorum.

image019

Kurduğumuz bir emniyet sistemi. 1. Sol altta yarım kazık ile emniyet alınıyor. 2. Sağ altta emniyetcinin kaya üzerindeki emniyeti alınıyor. 3. En üstte Perlon yardımı ile genel emniyet sistemi sağlanıyor.

image022Lider çıkıp emniyet sistemini kurduktan sonra bekleyen daha sonra da diğer lideri bekleyecek olan emniyetci, Murat’ın dramı. Baya üşüdü. 

[button  target=”blank” color=”#COLOR_CODE” background=”#COLOR_CODE” size=”medium” src=”https://www.facebook.com/media/set/?set=oa.527554260676128&type=1″]Tüm Fotoğraflar[/button]

Kategoriler
2012-2013 Faaliyetler

Kartepe Dağı Tırmanışı

Tarih ve Yer: 7-8 Aralık 2013 Kartepe

Ekip Lideri: Sönmez Erkaya

Faaliyet Sorumlusu: Özge Bitik

Katılanlar: Özge Bitik, Murat Aydemir, Merve Şahin, Cihan Oklap, Özgün Civelekoğlu, Ahmet Bingöl, Nursen Yılmaz, Melda Öztürk, Cheng Kai Wang, Emre Fatih, Betül Boran, Buğra Bayık, Tansu Cabacı, Neslihan Oflaz, Sponsorlarımız Erdal Günaydın ve Sezgin Sanatçıoğlu, Seray Hanım, Ege Kural (Sönmez hocanın ekibinden bizimle misafir olarak faaliyete katıldı.)

Kullanılan Malzemeler: Kamp malzemeleri, klasik yürüyüş eşyaları

Hava Durumu: İlk gün kar yağışlı, kapalı ve biraz soğuk, ertesi gün güneşli

Karlı Kayın Ormanında

Herkesi servisle aldıktan sonra İstanbul’dan Kartepe’ye doğru yola koyulduk. Yolda Sönmez Hoca’dan havanın kar yağışlı olacağını ve birçok dağcılık grubunun kötü hava koşulları nedeniyle etkinliklerini iptal ettiği haberini almamıza rağmen yılmadık ve enerjimizden hiçbir şey kaybetmeden yolumuza devam ettik. Eşyalarımızı indireceğimiz yere yaklaşık 10 km kala zincirimiz olmadığından yola daha fazla devam edemedik ve inmek zorunda kaldık. Sönmez Hoca’nın son anda bize oradan traktör ayarlamasıyla bütün malzemelerimizi traktöre yükledik.

Traktörde sınırlı sayıda yer olduğundan grup ikiye ayrıldı. Bir kısmımız traktörle kamp yapacağımız alana doğru yola çıkarken kalan kısmımız da yola yürüyerek devam etti. Erken varan grup orada bulunan tesiste grubun kalanını bekledi. Birkaç saat sonra tekrar buluştuktan sonra ise kamp yapacağımız alana malzemelerimizi taşıdık ve çadırlarımızı kurduk. Vakit akşamüstü olduğundan çadırlarımızı kurduktan sonra yemek yapma hazırlıklarına giriştik. Yemeklerimizi yedikten sonra tekrar tesise gidip çay içerek muhabbet ettik.

Saat 20.00 civarı ertesi gün erkenden buluşmak üzere çadırlarımıza dağıldık. Ertesi gün saat 6’da güneşli ve güzel bir güne uyandık. Kahvaltımızı yaptıktan sonra saat 7’de hazır olarak yürüyüşümüze başladık.

Birkaç saatlik yürüyüşün ardından diğer bir tesiste mola verdik. Saleplerimizi içip içimizi ısıttık. Sponsorlarımızdan ikisini tesiste bıraktıktan sonra zirveye doğru yürüyüşümüze devam ettik.

Yaklaşık 10 saatlik yürüyüşümüzün ardından zirveye çok az kala kazmalarımızı kullanma vakti geldi.  Son bir çabanın ardından hepimiz zirveye vardık ve tüm yorgunluğumuzu unuttuk.

Zirve fotoğrafımızı çektirdikten sonra hız kesmeden inişe geçtik. Dönüş çok daha hızlı ve eğlenceliydi(en azından benim için). Dönüş yolunda ikinci tesiste bıraktığımız arkadaşlarımızı aldıktan sonra kamp alanımıza gittik. Çadırlarımızı toplayıp eşyalarımızı servise yükledikten sonra İstanbul’a doğru yola koyulduk. Genel olarak sorunsuz ve güzel bir etkinlik geçirdik. Bu etkinlik aynı zamanda benim ilk dağ deneyimim olduğu için benim açımdan çok daha etkileyici ve ilham vericiydi. Kendimi orada çok daha mutlu, canlı ve huzurlu hissettim. Darısı diğer etkinliklerin de başına.

Betül Boran

[button target=”blank” color=”#” background=”#” size=”medium” src=”https://www.facebook.com/media/set/?set=oa.513973005367587&type=1″]Tüm resimler[/button]

Kategoriler
2012-2013 Faaliyetler 2013-2014 Faaliyetler

Sultan Dağları Gelincik Ana Zirvesi

Tarih: 16 – 17 Kasım 2013

Ekip Lideri: Sönmez Erkaya

Faaliyet Sorumlusu: Cihan Oklap

Katılanlar: Cihan Oklap, Baran Baskazancı, Nursen Yılmaz, Dağlar Özkan, Utku Yurtcu, Cheng Kai Wang, Emre Fatih, Buğra Bayık, Deniz Urut, Hasan Fırat Yıldız, Efehan Madran ve KLOSDAK ekibi

Kullanılan Malzemeler: Kamp malzemeleri, baton, kask

Hava Durumu: Genellikle güneşli ve serin, faaliyetin sonlarına doğru sisli

15 Kasım akşamı 22.00-22.30 civarında Ana Kampüsten yola çıktık, Batı Kampüse uğradık ve yol üzerinde hem okuldan birkaç arkadaşımızı hem de Sönmez hoca ile birlikte KLOSDAK ekibini alıp yola devam ettik. Kocaeli taraflarında kısa bir ihtiyaç molası verdik daha sonra Sakarya civarında yeniden mola verip Afyon’a kadar geldik. Yolculuk boyunca çoğumuz uyuduk ancak benim gibi cam kenarında oturanlar biraz üşüyerek uyudu. Sabah Afyon’a vardığımızda bir dinlenme tesisinde kahvaltımızı yapıp Çay’da çadır gruplarımızla birlikte yiyecek-içecek alışverişi yaptık ve kamp alanımıza en yakın köye vardık. Ağır çantalarımız, çadırlarımız ve diğer teknik malzemelerimizi uzun yol boyunca taşımamak adına traktöre yükledik ve yürümeye başladık.

DSCN0114 (2)

Yürüdüğümüz yol sürekli yukarı çıkan bir yoldu ve yaklaşık bir buçuk saat sürdü. Yol ayrımına geldiğimizde hangi taraftan gideceğimizi kestiremediğimiz için traktörle gidenlerle iletişime geçerek traktörün geri dönmesini sağladık. Böylelikle büyük bir kısmımız traktörle kamp alanına kadar devam etti. Kamp alanında herkes çadırı için uygun bir alan seçip çadırını kurdu. Çadır kurma faslı bittikten sonra Sönmez hoca hepimiz için mercimek çorbası yaptı, yiyecek adına neleri yanımızda bulundurmamız gerektiğini gösterdi. Çorbalarımızı içtikten sonra bir kısmımız keşif turuna çıktık ve ertesi gün çıkacağımız zirveyi gördük. Birçoğumuz keşif esnasında çıkmayı planladığımız tepeye zorlanarak çıktık ancak ertesi günkü zirve çıkışı için bu bir antrenman oldu.

Döndüğümüzde hava kararmıştı ve çok acıkmıştık. Hemen çadır gruplarımızla yemek yapmaya başladık. Çoğumuz makarna ve çorba ile karnını doyurdu, ateş başında çay içti ve saat 10da çadırlara gitti böylelikle sessizlik sağlanmış oldu.

Untitled

17 Kasım

Sabah 4 gibi hava henüz aydınlanmadan uyandık. Çadırlarımızda kahvaltımızı yaptık ve saat 5.20 gibi yola çıktık. Karanlıkta kafa fenerleriyle başladığımız yürüyüşe güneşin doğuşunu izleyerek devam ettik. Bugüne kadar gördüğüm en güzel manzaralardan biriydi. Yaklaşık bir buçuk saat sonra bir önceki günde vardığımız tepeye geldik ve bu tepe bizim temsili zirvemiz oldu. Dönüşte almak üzere fazlalık olan eşyalarımızı buraya koyduk. Burada bir süre zaman geçirip grup fotoğraflarımızı çekip Gelincikana’ya doğru devam ettik. Zirveye kadar kullandığımız rota Deresinek Baca Teknik Rotası oldu. Yer yer zorlandık çünkü bastığımız yer çoğunlukla kayan küçük taşlardan oluşuyordu, tırmandığımız bacada ise oynayan taşlar vardı ve bu taşlar sürekli arkamızdakilere doğru düşüyordu. Bacayı da tırmandıktan sonra birkaç dakikalık mola verip toplamda 5 buçuk saatlik yürüme ile 2675 metredeki Gelincikana zirvesine kadar çıktık.

Zirveye vardığımızda herkes birbirini tebrik etti, fotoğraflar çekildi ve zirve defterine yazı yazıldı. Birçoğumuz kendine bir zirve taşı aldı. Hava ise daha iyi olamazdı, bulut, sis çok altımızda kalmıştı ve yukarısı günlük güneşlikti. 10-15 dakika kadar zirvede geçirdiğimiz zamandan sonra tekrar aşağı inmek üzere yürümeye başladık. Bu dönüş yolumuzda kullanmak istediğimiz rotada bir kilitlenme yaşadık ve devam edemedik, bu sebeple planladığımızdan daha aşağıya gidip oradan tekrar yukarı çıkmamız gerekti. Kilitlenme esnasında ortaya çıkan ve planladığımızdan daha aşağıdan çıkmaya başlamamız ile birlikte kaybettiğimiz zaman kamp alanına dönüş saatimizi iyice geciktirdi. Uzunca bir mesafeyi yukarı doğru yeniden yürümek zorunda kaldık ve buna dayanarak “bir günde iki zirve yaptık” demeye başladık. En sonunda temsili zirvemize vardık ve bıraktığımız eşyaları alıp kamp alanına doğru yürümeye devam ettik. Kamp alanına oldukça yaklaştığımız bir anda etrafımızı sis kapladı. Kamp alanına vardığımızda saat 17.30 olmuştu, fazla zaman kaybetmeden eşyalarımızı ve çadırlarımızı topladık ve bizim için gelen traktöre yükledik. Gün boyunca çok yorulan arkadaşlarımız traktöre binerek köye indi, diğerlerimiz ise yürüyerek döndü. Köye giden yolun yarısında gelen bir araç bizi alarak köye kadar bıraktı. Köy kahvesinde birer çay içip eşyalarımızı otobüse yerleştirdik. En sonunda akşam 8 gibi oradan harekete geçtik. Dönüş yolunda Eskişehir’de bir dinlenme tesisine girip yemek yedik. Faaliyetin sonundaki kebap yeme sözünü almıştık ancak denk getiremedik. İstanbul’a vardığımızda evi yol üzerinde olanları bırakarak devam ettik. Son olarak Koç Üniversitesi’ne gelenler olarak birkaç kişi kaldık ve okula vardığımızda saat 5.30u bulmuştu.

Bu benim ilk zirve çıkışım oldu, bunu yapmama vesile olan KUDAK’a teşekkür ediyorum!

Nursen Yılmaz

[button target=”blank” color=”#COLOR_CODE” background=”#COLOR_CODE” size=”medium” src=”https://www.facebook.com/media/set/?set=oa.506224916142396&type=1″]Tüm Fotoğraflar[/button]

 

 

 

Kategoriler
2012-2013 Faaliyetler

Erciyes Dağı Şeytan Rotası Tırmanışı

Tarih: 6-7 Temmuz 2013

Ekip Lideri: Sönmez Erkaya

Faaliyet Sorumlusu: Murat Aydemir

Faaliyete Katılanlar: Sönmez Erkaya, Barış İlgar, Murat Aydemir, Özge Bitik, Merve Şahin, Tarık Tuna, Ayberk Çatar

Kullanılan Malzemeler: Baton, kazma, krampon, kask

 

image001

Cuma akşamı ana kampüsten 21:30 da çıkışımızı yaparak yoldan diğer arkadaşlarımızı da alıp önümüzdeki tahmini 12 saatlik yola koyulduk. Seçilen arabanın konforu şöförün de ustalığı ile birleşip molalarda gayet yerinde olunca yolculuk herkes için neşeli ve rahat geçti. Sabah saatlerinde Kayseri’ye girerken o yanlız, mağrur devi gördük, daha sonra şehir merkezine girip alışverişimizi yaptıktan sonra adet üzeri tırmanış için geldiğimiz her şehire özgü damak tadını tatmak için öncü birliklerimizi yollayıp(ben,özge) saha araştırması yaptık ve Kayseri’ye özgü pastırma ağırlıklı kahvaltı yapan bir yer bulduk. Fakat sonuç oldukça büyük bir fayasko oldu! Güveçte yapılan yumurta kombinasyonu korkunçtu, kıvrak zekaları ile tanınan Kayseri halkı güvecin fırından çıktıktan sonra dahi tuttuğu ısıyı hesaba katamamışlardı ya da başka bir nedeni vardı. Sonuç olarak kömürleşmiş pastırmalarımızı izci mantığıyla yedikten ve gerekli dersleri çıkardıktan sonra, dağa doğru hareketimizi sürdürdük. İlk dikkatimizi çeken şey dağın eteğindeki çarpık turizm yapılaşması oldu; Kartalkaya’nın kötü bir kopyasıydı. Dağcılık federasyonun dinlenme tesisinde son hazırlıklarımızı yapıp ekipmanlarımızıda giyip kuşandıktan sonra Sönmez hocanın bahsettiği o hoş süprizle karşılaştık: kayak teleferikleri! İlk kez bir dağın ilk etabını yürümeden çıkacaktık, tabi haliyle ekibi bir mutluluk dalgası sardı çünkü dağın eteği oldukça genişti, yol uzundu ve biz buna hazır olsak da bu sürprizi memnuniyetle karşılayıp teleferiklere çantalarımızla  ikişerli gruplar halinde bindik. Ah ne güzel şeymiş oysa ki, bu şekil bir tırmanış, gücünün en önemli kısmını başta eritmeyip  asıl teknik tırmanışa saklamak. Yolculuk epey zevkliydi. Vadinin yankısının tadını çıkarıp sevdiği şarkıları bağıra çağıra söyleyenler de oldu, aklı Taksim de yaşanılanlarda olup heryer Taksim, heryer direniş! diye bağıran arkadaşlarımız da. Derken Özge arkadaşımızın kendine has o ilginç çığlığı ile irkildik, gösterdiği yere bakınca yöreye has çayır köpeği denilen her ne kadar toprağa uyum gösterseler de sincapgiller familyasından olan bu sevimli hayvanları gördük. Normalde çok temkinli olan bu hayvanlar üstlerinden geçip giden insanlara karşı tepkisiz bir şekilde davranıyorlardı. Hemen fırsattan istifade bir kaç resimlerini çektik, o kadar rahattılar ki insan poz verdiklerini düşünebiliyor. Derken başımı yukarı kaldırdığımda dağın gerçek yüzünü gördüm. Şimdi daha büyük ve daha mağrurdu. İşte o an insanın için de bir acaba beliriveriyor, acaba bize zirvesini verecek mi? Eski kadim toplumların neden dağlara Tanrısal anlamlar yükleyip onları kutsal saydıklarını insan böyle anlarda anlayabiliyor. Biz bu dağa sadece tırmanış için gelmiştik ve yaklaştıkça nefesimizi kesiyordu. O insanlar böyle dağların eteklerin de bir ömür geçiriyorlardı ve bu öyle bir yapıydı ki asla uyum gösterip normalleşemez bir algı yaratıyordu. O zamanlarda böyle bir dağın eteğinde ki yaşamı düşündüm. Elbette vadilerden akan buz gibi temiz sular, hayvanlar için otlaklar, elverişli korunaklı yaşam alanları ve avlakları ile cezbedici avantajları vardı fakat volkanik patlamalar, depremde düşen koca kayalar, sellerde kayan toprak, çığlar… Sanırım insanlığın daimi olarak dağları kutsal bulmasının sırrı sadece ulaşılmaz olmalarından değil verdiklerini acımasızca alan Titan Tanrıları gibi hergün karşımızda dimdik durmalarından ileri geliyor ve bu dile getirilmeyen içsel bir saygıdan ötürü, gücü ve kudreti sembolize eden objelerin çoğu doğadan seçiliyor. Çünkü doğa kontrol edilemez ve adildir… Bu düşüncelere dalmışken Özge arkadaşımızın ikinci çığlığı ile irkildip bakınca teleferik yolculuğunun bittiğini anladım. İnip ekipmanlarımızı sırtlamışken ikinci süprizle karşılaştık. Bir kez daha teleferiğe binecektik bu sefer ki , bizi daha dik ve uzağa götürecekti! Seve seve kabul edip atladık ve yükselmeye başladık ve biraz önce düşündüğüm şeyleri bizzat yaşamaya başladım: dağlar kutsaldı, ulaşılmazdı ve kesinlikle saygı duyulması gereken şeylerdi… Çünkü başımda korkunç bir ağrı başladı, şakaklarım zonklamaya gözlerim ağırmaya başladı. Teleferikle çabuk bir şekilde alınan irtifanın etkilerini görmeye başlamıştım. Neyse ki yolumuz az kalmıştı. Aşağıdaki çayır köpeklerinde bir panik havası gözüme çarpınca göğü taramaya başladım ki, bunun anlamını biliyordum. Ama bu kadarını beklemiyordum çünkü gördüğüm Dünya’nın en büyük şahini olan ve asıl yaşam alanı Anadolu olan Kızılşahindi. Kocaman bir uçurtma gibi tepemizde havada asılı duruyordu, baş ağrım o an geçti. Ardından teleferiklerden inip öğleden once kamp yerimize varmanın heyecanı ile yürümeye başladık. 2 saate yakın bir yürüyüşten sonra kamp alanımıza geldik. Yanından bir su yolu geçen havadar, güzel zemini olan bir alandı. Hemen çadırlarımızı kurup yemek işine koyulduk ve harikalar yarattık, bulgur dahi vardı menüde. Yeterli sıvı tüketince başımdaki ağrı bir nebze azalmıştı, fakat daha sonra yaşayacaklarımın yanında bunun hiçbirşey kalacağını daha bilmiyordum. Biraz üstümüzdeki çadırdan Yunan bir dağcı bize merhaba demek için geldi. Biraz onunla konuşup dağ hakkındaki eksik bilgisini giderdikten sonra yemeğe geçtik. Ardından kamp yaşamının en güzel anları olan mütevazi ateşimizin basinda çay ve çekirdekli yüksek irtifalı muhabbetler başladı, derken sessizlik saati…

image002

2 buçuk civarında kalkıp hazırlıklarımızı yapıp yola koyulduk. Zemin gerçekten çok zorluydu. Değil yürümek dengede kalmak bile meseleydi. Keskin taşlar ayaklarımızın aldında kayıp duruyordu ve ilk molada sıvı takviyelerimizi yapıp biraz atıştırdıktan sonra kramponlarımızı takarak tırmanışa devam ettik. Buzlaşmış karı ayaklarımızın altında hissetmekten hepimiz mutluyduk. Çünkü taş zeminde yürümekten daha az denge gerektiriyordu. Rotamız klasik rotanın doğusunda kalan Şeytan rotasıydı, eğimi %65 olan zorlu bir rotaydı bu. Farklı bir rotadan çıkmanın verdiği heyecanla şakalar ve gülüşmeler ile harekete geçtik. Kardaki pembeleşme ve arkamızdan esen hafif bir meltem bize tırmanışların değişmez güzel klasiklerinden birinin tam o anda yaşanmaya başladını haber verdi, güneş doğuyordu… Bir dağın üstünden güneşin altınızda doğmasını izlemek mükemmel bir deneyim. Isının da artması ile canlanıp fotoğraflarımızı çekip tırmanışımızı sürdürdük. Önümüzde duran derin boyunu geçerken Sönmez hoca’nın bir önceki akşam ateş başında anlattığı hadiseler olmaya başladı. Güneşin doğması ile üstlerde ısınan kayalardan kopmalar baş gösterip aşağıya kayalar ve taşlar yuvarlanmaya başladı. Bunun eğitmini daha önceden aldığımızdan birbirimizi TAAAAŞ GELİYORRR SAĞDA-SOLDA diye bağırarak uyararak tırmanışı sorunsuz bir şekilde sürdürdük. Ekibimiz daha önceden deneyimleri olan tabiri caizsse çekirdek bir kadrodan oluşmuştu, kondüsyonumuz yüksekti ama bu herşey demek değildi. Bunu geçmek bilmeyen baş ağrıma eklenen şiddetli mide bulantısı ve baş dönmesiyle acı bir şekilde anlamıştım. Sorunun ne olduğunu bir türlü anlayamıyordum! Ve önümüzdeki duvar gibi duran yükseltiye az kalmıştı dayanmak ve odaklanmak gerekiyordu hepimiz heyecanlanmıştık. Az kalmıştı ve alabilirdik zirveyi. Ekip ruhunun bünyesinde bulunan yardımlaşma mükemmeldi, herbirimiz attığımız her adımda yanımızdaki arkadaşımızı düşünerek hareket ediyorduk. Fazla yüklerimizi de bıraktıktan sonra yapılacak tek şey biraz daha mücadele edip uzanıp zirveyi almaktı. Murat ve Ayberk arkadaşımız tırmanışın başından beri artçıydılar son etapta Ayberk arkadaşımız iz açıcı olarak öne geçerek epey bir efor sarfederek duvarı ilk aşan oldu ve çıkmıştık, manzara nefisti. Gene o bilindik sevinç anları derken bir süpriz karar daha alınarak ilerde bir zirve daha olduğundan ve oraya da çıkılması kararı alındı. Bu kadar süprizden sonra bu dağ gözüme Kinder çikolata gibi görünmeye başladı. Fakat zirve önümüzde bizi çağırıyordu, bu dağ bizi en güzel köşesin de misafir etmek istiyordu ve hava da mükemmeldi, manzara eşşizdi, motivasyon tamdı, her şey mümkündü ve biz sadece mantıklı olanları yaptık. Tırmanış bir kez daha başladı. Sırt, korku filmlerinde boy gösteren karanlık şatoların gayet dik ve keskin kenarlı köprüleri gibiydi. Çok aşağılarda bıraktığımız batonların yerine aldığımız kazmaları aktif bir biçimde kullanarak arkadaşlar zirveye ulaştı. Ekip tebrikleşme seramonisi başladı. Ben heniz varmamıştım çünkü zirve şaşırtıcı şekilde dardı ve tabiri caizsse emanet duruyordu. Birbirine yapışmış taşlardan yapışmış bir lego gibiydi. Uzaktan resimlerin çekilmesi gerekiyordu ve bunun için onları kıskanarak mutsuz bir şekilde, poz vermelerini izleyerek fotoğraf çekimleri yaptım. Aktif olarak mazisi çok yeni olsada bu maziye dağcılık camiası içinde, gerek tırmanışlar gerek seçilen rotaları ile haklı bir yer edinen KUDAK’ın bayrağı bir dağın daha zirvesindeydi! Fotoğraf çekimi bittiğinde ben de zirveye tırmandım ve bu hazzı doyasıya yaşadım ve adetim olduğu üzere ManOwaR bayrağımı bir dağın daha zirvesinde dalgalandırdım. Adını Valhalla koyduğum bu projede heavy metalin en büyük grubu olan ManOwaR’un bir fanı olarak bu bayrağı çıktığım her dağın zirvesine taşıyıp dağların yüksekliklerinin toplamı 100000 metre olana kadar yapacaktım, bu da benim projem, ManOwaR 1984 çıkışlı Mountains şarkısını tüm dağlara ithaf etmiştir. Ben de tüm tırmanışlarımı ManOwaR’a. Fotoğraflar çekildi ve tırmanışın en riskli kısmı olan iniş başladı. Havanın dönmesinden korktuğumuz için tırmanırken acele ettiğimiz yerlerden şimdi rahat bir şekilde iniyorduk. Bol bol fotoğraf çektik, inişin 2.etabında başım iyiden iyiye dönmeye ve bulantım dayanılmaz olmaya başladı, sonunda yediklerimi çıkarınca ne olduğunu anlayabildim. Kumanyamdaki sandviçlerim bozulmuş ama karanlıkta ve aceleyle tırmanırken bunu anlayamadan birini yemiştim. Dağcılık güç ve dayanıklılık olduğu kadar akıl ve zekada işiydi ve bu tırmanışta ben bundan yoksundum. Son anda acele ile doldurulan bir çantanın sonuçlarına katlanmam gerekiyordu, artık biliyordum, misafirliğe nasıl eli boş gidilmez ise dağa da boş bir kafa ile çıkılmazdı. Neşemi yerine getiren tek şey ekibin geri kalanının zinde ve neşeli olmasıydı. Dik eğimli iniş rotasını kazma eğitimlerimizi aktif bir şekilde kullanarak geçip kampa vardık. Biraz dinlenip kampı söküp ovaya doğru inişe geçtik. Fakat rotada olmayan bir yolu seçtiğimizden iniş çok zorlu geçti. Dağın tüm yorgunluğu attığımız her adımda giderek artıyordu, çıkarken bindiğimiz ikinci teleferik yolunu yürüyerek indik ama öncesindeki dimdik eğimli ve tamamen taşlardan oluşan dik bir tepeden vadiye düşe kalka iniş ve çıkış neredeyse dağın kendisine çıkmak kadar zor ve yorucuydu. Uzayan yol sinirleri yıprattı daha sonra bu konu yolda tırmanış değerlendirmesi yaparken gündeme geldi, herkes fikrini söyledi.

image003

Ve sonunda inmiştik… Yorgunduk ve ben çok üşüyordum ve bulantı ile karışık başağrım vardı. Temizlenip servisimize binip dönüş yoluna geçtik. Ama tabi ki tırmanışların en keyifli ritüellerinden birini yapmadan olmazdı, bol proteinli dönüş yolu yemeği. Bu sefer de Kayseri’nin meşhur mantısını denemek istedik, beğenenler de oldu beğenmeyenlerde. Ben ise bu kadar abartılan şeyin kendisi ile karşılaşınca epey şaşırdım çünkü karşımda yöresel bir lezzet yerine bir pazarlama şaheseri duruyordu! Neyse ki menüde başka yemekler de vardı, zorlu bir tırmanıştan sonra fazlada mızmızlanmadan yemeklerimizi afiyetle mideye indirdik ve yolda sadece 2 kez durarak İstanbul’a vardık. Seçilen arabanın konforunun faydalarını dönüş yolunda daha bir farkettik, evet hepimiz minnettardık buna. İstanbul’daydık ve bir tırmanışı daha başarı ile tamamlamıştık. Hepimiz biliyorduk ki en büyük ödül kimsenin zarar görmeden geri dönmüş olmasıydı. Ve biliyorduk ki, o andan sonsuza dek, Erciyes Dağı yaşamımızın bir parçası olacaktı artık.

 

Çünkü bu doğanın ta kendisi ile yüzleşmekten doğan farklı bir ruh hali idi, Lord Byron’un dediği gibi:

Ücra ormanlarda bir haz vardır;

Issız kıyılarda mest olurum;

Kimsenin rahatsız etmediği

Bir çevre vardır,

Derin denizlerde

Ve uğultusunda bir şarkı vardır:

İnsanı daha az sevmem ama

Doğayı ondan çok severim…

 

Barış İlgar

[button target=”blank” color=”#COLOR_CODE” background=”#COLOR_CODE” size=”medium” src=”https://www.facebook.com/media/set/?set=oa.474226186008936&type=1″]Tüm Resimler[/button]

 

 

Kategoriler
2012-2013 Faaliyetler

Bolkar Dağları Faaliyeti

Tarih ve Yer: 16-17 Şubat 2013 Bolkar Dağları

Ekip Lideri: Sönmez Erkaya

Faaliyet Sorumlusu: Egemen Yavaş

Katılanlar: Egemen Yavaş, Özgün Civelekoğlu, Duygu Can, Özge Bitik, Merve Şahin, Barış İlgar, Ahmet Can Turgut, Cihan Oklap, Sönmez Erkaya, yolda bize katılan Tarık Faruk Tuna ve Zafer Öksüzoğlu

Kullanılan Malzemeler: Kamp malzemeleri, klasik yürüyüş eşyaları

Hava Durumu: İlk gün sisli, kapalı ve biraz soğuk, ertesi gün günlük güneşlik

Niğde’nin Ulukışla kasabasına sabah saatlerinde varmamız ile birlikte faaliyetimiz başlamış oldu. Kasabaya vardığımızda yemek bulamayacağımızı düşünüp üzülmüştüm çünkü kasaba çok ıssız ve sessiz görünüyordu. Neyse ki , ilerleyen saatlerde bir şeyler yedik ve bize bu faaliyetimizde rehberlik yapacak olan Zafer Ağabeyi bekleme başladık.

Dağa yaklaşmak için kullandığımız aracın her durduğu noktada fotoğraf çekilerek kamp alanımıza doğru yol aldık. En sonunda aracımız durdu ve çok yürüyeceğimizi bildiğimiz noktada araçtan indik. Hedefimiz Medetsiz Zirvesiydi ve GPS de bulunduğumuz noktadan hesapladığımızda KUDAK tarihinin uzun soluklu ve kamp yüküyle yapacağımız yürüyüşlerinden birini yapacaktık. Minibüsümüzden indiğimizde hava sisli olmaya başlamıştı ve iki üç saat kadar yürüdükten sonra hepten kapandı ve göz gözü görmez oldu. Rehberimiz Zafer Ağabey Bolkarlar’da yeterince tırmanış yapmıştı ancak o da yön tayin etmekte zorlanmıştı. Egemen de GPS‘ten takip edip eski otelin olduğu yeri, çanağı, bulmaya çalışıyordu ancak yolda GPS’in pili bitti ve onun içgüdülerine göre hareket edemedik. En sonunda anladığımız kadarıyla durduğumuz yerde dönüp duruyorduk ve devamlı aynı yerden geçmeye başladığımızı anladık. En sonunda Sönmez Hocamız çığ riski olduğunu anladı ve izlerimizi bozmadan bölgeyi atlatıp kamp atmaya karar verdik.

555136_10151474987981100_104978608_n

Ertesi gün sisten dolayı gece kalkıp herhangi bir zirve yürüyüşü yapamayacağımıza karar verdik. Egemen, Özgün ve benim kaldığım çadır tam anlamıyla konfor çadırı oldu. Gece uyku düzenimizi kurduk ve ayaklarımıza kadar ısınıp ertesi gün dinlenmiş olarak kalmıştık. Benim çok midem bulanıyordu ama yolda su içip tempomu ayarlayınca geçti. Eski otelin olduğu bölgeden çok uzaklaşmıştık ve faaliyeti “o bölgeye yürüyelim bari” faaliyeti olarak değiştirdik. Yolda bulduğumuz kaya ve taşlara KU1, KUDAK1, LRL1 kayalıkları gibi isimler vererek devam ettik. Harabe olarak nitelendirdiğimiz otele vardığımızda kendi çapımızda yapabileceğimiz bir dağ kütlesi görüp orada bir zirve yapalım da öyle gidelim bari İstanbul’a dedik.

485975_10151474993426100_1321203008_n

Kimsenin daha önce çıkmadığını düşündüğümüz ama 2700 metre olarak GPS verilerimiz olan bir dağ bulmuştuk. Çıkmasını 4 saatte bitireceğimiz hesaplayıp tırmanışına başladık. Hava bu arada çok ısınmıştı ve kış dağcılığının garipliği bizi şaşırtmıştı. Şubat ayında ter içinde tırmanış yaparken çok sevindik(!). En sonunda hepimiz yorulmuştuk ve son yokuşu çıkmadan burası da KUDAK zirvesi olsun deyip fotoğraflarımızı çekilip kamp yerimize yürüdük. Kamp alanına yürümemiz de 1-2 saatimizi aldı, eşyalarımızı toplayıp arabaya doğru yola koyulduk. Şoförümüz bizi almak için biraz daha yol çıkmıştı ve geldiğimize gore daha az yol aldık. En sonunda da aracımıza binip rotamızı İstanbul’a çevirdik.

Faaliyetten çıkarılacak ders: Artık her faaliyete çok az elektronik cihazda kullanılsa da GPS’imizin kullandığı kalın (AA) 1.5V pil almamız gerektiği. 

Faaliyetimizde emeği geçen herkese teşekkür ederim…

Merve Şahin

[button target=”blank” color=”#COLOR_CODE” background=”#COLOR_CODE” size=”medium” src=”https://www.facebook.com/media/set/?set=oa.388162521281970&type=1″]Tüm Resimler[/button]

Kategoriler
2012-2013 Faaliyetler

Harmankaya Kanyonu Kaya Tırmanışı Faaliyeti

Tarih: 9-10 Mart 2013

Ekip Lideri: Sönmez Erkaya

Katılanlar: Sönmez Erkaya, Barış İlgar, Murat Aydemir, Özge Bitik, Cihan Oklap, Duygu Can, Fatma Sevde Coşkun, Özge Gezer, Arda Şemsioğlu, Ceren Acar, Barış Baver Tezdiğ, Neslihan Oflaz, Ali Doğan, Tarık Tuna, Belgin Tuna, Ezgi Karagöl, Asutay Gönül, Ertan

Kullanılan Malzemeler: Kask, ip, karabin, ATC, kamp eşyaları, diğer teknik malzemeler

Hava Durumu: Parçalı bulutlu, az rüzgarlı

Cumartesi sabahı saat 6.15’te yola koyulmak üzere Koç Üniversitesi Dağcılık Kulübü olarak kampüsten ayrıldık. Yol üzerinde Park Orman’dan, Kadıköy’den ve Bostancı’dan okulumuz dışından katılan arkadaşlarımızı alarak yola devam ettik. Kadıköy’de birbirimizi tanımamamızdan kaynaklanan bir anlaşmazlık sonucu  bir gecikme yaşadık. En son ise grup liderimiz Sönmez Erkaya’yı Pendik’ten alarak Bilecik’e doğru yola koyulduk. Yol üzerinde kahvaltımızı da yaptıktan sonra saat 12:00’de Ertuğrul Gazi’nin türbesinin bulunduğu ve Osmanlı Devleti’nin temellerinin atıldığı Söğüt ilçesini ziyaret ettik. Kısa süreceğini düşündüğümüz 8 saatlik bir yolculuk sonrasında saat 14:00 sularında kamp alanımıza vardık. Servisin bizi kamp alanına kadar bırakması bize büyük bir rahatlık sağladı.

Kampımızı kurduktan sonra, bölgenin tanıtımı amacı ile yerel televizyon ajansları ve ilçenin kaymakamı kulübümüzü ziyarete geldi. Ardından hafif bir atıştırma yaparak, oyalanmadan tırmanacağımız alana gittik. Kulübümüze yeni katılan arkadaşlarımızı kaya tırmanışı sporu ile tanıştırdık ve Sönmez Hoca’nın liderliğinde temel tırmanış eğitimi almalarını sağladık. Kulübün eski üyeleri ise rotalar üzerinde lider tırmanış ve istasyon kurarak ip inişi  çalışmaları yaptılar. Saat 18:00 civarına kadar tırmanışımızı sürdürdük. Tekrar kamp alanına dönüp yemek hazırlıklarına başladık. Havanın rüzgarlı olması ocak yakmayı zorlaştırdığı için su ısıtmakta ve yemek pişirmekte zorlandık. Yine de kamp ateşi eşliğinde yediğimiz yemek son derece zevkliydi. SUCUK kızarttık, patates ve patlıcan közledik, tatlı olarak marshmelow kızarttık. (hepsini krem peynire bandırarak yedik) Yemekten sonra toplu olarak kamp alanından Harmanköy’e gitmek üzere gece yürüyüşüne çıktık. Yürüyüşümüz yaklaşık bir buçuk-iki saat sürdü. Köyün yerlileri bizi köy meydanında oldukça konuksever bir şekilde ağırladılar ve ikramlarda bulundular. Eskiden okul olarak kullanılan binanın bahçesinde ateş yakıp, sohbet ettik. Kamp alanına dönüşümüz yine servisimizle gerçekleşti. Uzun bir günün ardından uyumak üzere çadırlarımıza girdik. Çok şanslıydık ki yağmur tam da biz çadırlarımıza girdikten sonra başladı. Biz de çadırlarımızdan yağmurun ve doğanın sesini dinleyerek romantik dakikalar yaşadık.

Ertesi gün sabah 8:00’da uyanıp kahvaltımızı ettik ve oyalanmadan tırmanış alanına gittik. Sönmez Hoca ve bir kaç arkadışımız bizler için yeni rotalar açarken biz de tırmanış yapmayı sürdürdük. Bu bölgenin rotaları tırmanışa yeni başlayan arkadaşlarımız için pek de kolay değildi. Rotaların yeni yapılmış olması ve kayaların yumuşak olması bize ufak sorunlar yaşattı. Bu esnada Barış ve Ertan arkadaşlarımız keşif yapmak üzere köyün yerlileriyle beraber çeşitli mağaralara gittiler. Tırmanışımızın ardından kanyon yakınlarına yürüyüşe çıktık. Yürüyüşümüzde yeni tanıştığımız sevimli Sibirya Kurdu bize arkadaşlık etti. Kanyonun büyüleyici manzarası eşliğinde çeşitli fotoğraflar çekindik ve Sönmez Hoca’nın kanyon hakkında anlattığı efsaneleri dinledik. Tekrar köye döndüğümüzde hepimizin karnı oldukça acıkmıştı. Biz de , kamp erzaklarından kalanlar ve köylülerin verdikleriyle köyün misafirhanesine ait mutfakta iş birliği ile imece usulü yemeğimizi yaptık. Açlığımızı bastırdıktan sonra 18:00 civarında okulumuza doğru yola çıktık. Tekrar acıkan karınlarımız bizi yemek yemek üzere Bilecik yakınlarında durmaya zorladı. Tamamen doyduktan sonra servisimize bindik ve Pazartesi sabaha karşı 01:00 civarı okulumuza döndük.

[button color=”#COLOR_CODE” target=”blank” background=”#COLOR_CODE” size=”medium” src=”https://www.facebook.com/media/set/?set=oa.396900957074793&type=1″]Tüm Fotoğraflar[/button]

Kategoriler
2012-2013 Faaliyetler

Kızlar Sivrisi Kuzey Doğu Kulvarı

Tarih: 8-9 Aralık, 2012

 Ekip Lideri: Sönmez Erkaya

Faaliyet Sorumlusu: Egemen Yavaş

Katılanlar: Alper Atmaca, Mehmet Ayberk Çatar, Talya Kaya, Cihan Oklap, Egemen Yavaş, Özge Bitik, Merve Şahin, Sönmez Erkaya, Başak Kaplan, Duygu Can, Yiğit Bayman, Elmalı’ da karşılaştığımız İzmir’ den gelen grup (+3)

Kullanılan Malzemeler: Kask, Kazma, Krampon, Kamp Eşyaları

Hava Durumu: Akşam 0º ‘nin altında, faaliyet esnasında tipi, fırtına, sis( Ben kampa geldiğimde dağı göremiyordum.)

Zirve’ye 20 Kala

(Merve)7 Aralık akşamı 20.00′ da Koç’ tan ayrılmaya çalıştık ve büyük ihtimalle geç kaldık 1-2 saat kadar ama bu durum planımızda aksaklık yaratmadı, güzel bir yolculukla Antalya’ nın Elmalı ilçesine vardık. Bolca yemek yedikten sonra, İzmir’den gelen üç kişilik bir ekiple karşılaştık. İki kişi ve onlara dağcılık eğitmenliği yapan hocaları ile gelmişlerdi. İlçeden ayrılıp etekteki bir köyde dağ çayı içip, traktöre bindik. Traktör yolu biraz sıkıntılıydı, toplam 14 kişi + kamp eşyalarımızla binmiştik ve bunun sonucunda bol fotoğraf ve fantastik kareler ortaya çıktı.

63283_10151305027971100_63886899_n

Kamp yerimize vardıktan sonra 3 kişilik grup bizden ayrılmak istediklerini söylediler ve biraz daha yukarıda bir yere kamp attılar. Kamp attıktan sonra kramponlarımızı ayarlamaya koyulduk, plastik ayakkabılarımı ilk kez deniyordum ve kulüpten alıp denediğim otomatik kramponlar ayakkabıma olmamıştı. Üzüntü içinde yemek yiyip bolca diğer çadırların felsefik muhabbetlerine kafa(!) yorduktan sonra çadırca uyuduk.

Ertesi gün 5′ e doğru zirve için hazırlıklarımızı tamamlayıp yola çıktık. Tam olarak saat kaçta yola çıkıldığına emin değilim çünkü tembellik yaparak geç kaldık zaten kalkınca Egemen hepimize ayar verdi “ Yatmak bilmiyosunuz, kalkmak bilmiyosunuz” diyerek. Bir daha tekrarlamamak için bu lafı zihnimize kazımalıyız.

167428_10151305026801100_1465443663_n

(Cihan) Yürüyüşümüze başladıktan yaklaşık 2 buçuk saat geçtikten sonra yeni aldığı botları Merve’yi biraz yormuş ve kamp alanımıza geri dönme kararı almıştı. 10 kişi devam etmeye henüz başlamıştık ki çok geçmeden kulvarın başına geldik. Liderimiz Sönmez Hoca önceki gün yaptığı hava tahminlerinin tutacağını, havanın patlayacağını bir kez daha yinelerken, biz havanın da açık olmasının etkisiyle, içten içe İzmirli misafirlerimizin meteoroloji sitelerinden aldıkları açık hava tahminlerine güveniyorduk. Talya ve Başak yola daha fazla devam etmek istemediklerini liderimize bildirdiler ve onlar da Merve’nin ardından kamp alanına doğru yola koyuldular.

Kulvarın yarısında, başka bir rotadan zirveye çıkmaya çalışan 3 İzmirli arkadaşımızın hava şartlarından dolayı geri döneceklerini bildiren seslerini duyduk. Biz devam etmek konusunda biraz daha ısrarcı davranmaya karar verdik. Zirveye 70-80 metre kala kendimize dinlenecek bir yer bulduk. Yağış ve sis iyice bastırmıştı, 6 saattir yürüyorduk ve sisten dolayı görüş mesafemiz çok düşmüştü. Yine de zirveye çok yakın olmamızın verdiği motivasyonla biraz dinlendikten sonra tekrar yola koyulduk.

59998_10151284462532390_1736613586_n 531980_10151284461787390_1739135041_n

Son metrelerde zemin iyice zorlaşmış, birkaçımızın kramponun atmasına sebep olmuştu. Bu yüzden zaman zaman grupta kopmalar oldu. Kimimiz atan kramponunu tekrar takmaya çalışırken, diğerleri önünü pek de göremeden yoluna devam etmeye çalışıyordu. GPS’imize göre zirveye 20 metre kalmıştı. Geri dönmemiz gerekse de zirveye bu kadar yakın olmak seçimimizi zorlaştırıyordu. Hemen hemen herkesin oyu geri dönmek yönünde oldu. Çünkü kendimizi yeterince zorladığımızın bilincindeydik ve bu bizim için zirveden çok daha önemliydi. Saat 13.20’de Zirveye 20 Kala çıkışımıza son verdik ve kamp alanımıza doğru yola koyulduk.

(Merve) 3 saatlik bir yürüyüşün ardından kamp alanına tüm grup olarak döndüler. Baya sevinçliydiler tipi, fırtına, siste dağcılık yapmışlardı ve ben de haklı olarak baya heveslendim mutluluklarına, hepsini tebrik ederim. Dönerken traktör kamp yerimize kadar çıkamadı bu yüzden 10 dakika kadar yürüdük ve sırılsıklam olan arkadaşlar traktörde mutlak birliğe ulaştılar. Küçük köye varıp biraz kuruduktan sonra yolda İzmir ekibini istedikleri yerde bırakıp İstanbul’ a doğru yola koyulduk ve Ayberk askere gideceği için pasta alıp yedik ya da saldırdık. Son olarak, bu raporu Cihan ve ben ortak yazdık, faaliyetin ilerleyen kısmını gerçekleştiremediğim için, parantezlerle paragrafların kim tarafından yazıldığını belirttik.

Faaliyetimizde emeği geçen herkese teşekkür ederiz…

Merve Şahin

Cihan Oklap

385896_10151458953736100_507390407_n

398418_10151305027171100_1929844008_n

Kategoriler
2012-2013 Faaliyetler

Uludağ Atatürk’ü Anma Faaliyeti

Tarih ve Yer : 10-11.11.2012 Uludağ

Ekip Lideri: Sönmez Erkaya

Faaliyet Sorumlusu: Özgün Civelekoğlu

Katılanlar: Merve Şahin, Duygu Can, Ege Enson, Özgün Civelekoğlu, Murat Aydemir, Sönmez Erkaya, Gökhan Çerezci, Mehmet Ayberk Çatar

Kullanılan Malzemeler: Çadır, Uyku Tulumu, Mat, Tozluk, Baton, …

Faaliyetimiz 10 Kasım 2012 saat 15.00 de Koç Üniversitesi Rumelifeneri Kampüsünden hareketimizle başladı. İstanbul’dan en son ekip liderimiz Sönmez Hocamızı alıp puslu ve yağışlı bir havada Uludağ’ın yolunu 8 kişilik bir ekiple tuttuk. Yolculuğumuza klasikleşmiş rock gruplarından Scorpions ve Bon Jovi bize eşlik etti. Bursa çekirgede pidelerimizi yedikten sonra 21.00’de araçla çadırı kuracağımız bölgeye çıkışa geçtik. Sönmez Hocamızın yolda aldığı meteorolojik bilgiler doğru çıktı ve yoğun bir sis yolları kapladı göz gözü görmüyordu. Milli parka girmemizle beraber yollarda karlar başladı.

542590_10151264344767390_1166459005_n

Hedefimiz olan zirve(2543 m)’ye çıkışımızı bu şartlar iyice riske atmıştı. Sönmez Hocamız gece yarısı 2 de ve 3 te yaptığı tetkikler sonucu bu hava şartlarında zirveye çıkmanın risk taşıdığını, uygun olmadığını kanaat getirdi. Bizlerde bununla beraber 11 Kasım sabahı birkaç saat daha fazla uyuyup saat 8 de sönmez hocamızın dağcı düdüğüyle uyandık. Çadırları toplamamız ve kahvaltı etmemiş yaklaşık 1 saat sürdü ve 9 da yola çıktık. Bizi Uludağ Dağcılık Kulübü(ULUDAK) ekibi karşıladı çadırları araca yüklerken.

Yürüyüşümüz boyunca nehirleri, tepeleri, ağaç dallarını, kayaları aştık. Zemin karlı olduğundan batonlarımız bize yürüyüş esnasında çok yardımcı oldu. Saatlerimiz 12.10’u gösterdiğinde yürüyüş kısmından iniş kısmına geçmiştik. Bizler indikçe karla kaplı zemin kendini kurumuş yapraklara ve dal parçalarına bırakmıştı.Uludağın ağaçlarla kaplı eteklerinden KUDAK ve ULUDAK ekibi tek sıra iniyorduk. Kamp attığımız bölgeden 1800-1900 metrelerden 300 metre rakımlı Cumalıkızık köyüne inişimiz saatlerimiz 15.00 gösterdiğinde son bulmuştu. Köylüler bizi çok sıcak karşıladılar çaylar içip gözlemeler yedik yorgunluğumuzu köy ahalisi ile sohbet ederek attık. Aracımıza yönelmeden köyden hatıralık eşyalar ve doğal reçeller aldık.

 525020_10151305016901100_1328967813_n

İstanbul’a dönüş öncesi Bursa merkezde tarihi İskenderoğulları İskendercide İskender yedikten sonra İstanbul’a dönüşümüz başladı ve 21.45’te aracımız okula vardı.

Faaliyetimizde emeği geçen herkese teşekkür ederim.

Ege Enson

547441_10151305012181100_1670737937_n

Kategoriler
2012-2013 Faaliyetler

Ağrı Dağı Güney Doğu Rotası Zirve Denemesi

Tarih: 04.06.2012 – 10.06.2012

Ekip Lideri: Sönmez Erkaya

Faaliyet Sorumlusu: Egemen Yavaş

Katılanlar: Sönmez Erkaya, Murat Aydemir, Beytullah Yılmaz, Merve Şahin, Emin Gündoğdu, Egemen Yavaş, Neslihan Oflaz, Can Aycıl, Duygu Can

Kullanılan Malzemeler: Kazma, krampon, ip, diğer teknik malzemeler

Hava Durumu: Gündüz 30 C, gece yüksek kamplarda 0C ye yakın, zirveye doğru -10 Cnin altında ve rüzgarlı

Fotoğraflar için tıklayınız

4 Haziran Pazartesi

06.55’ deki THY uçağımıza binmek için tüm hazırlıklarımızı yaptık ve eşyalarımızı uçak bagajına verdik. Check-in sırasında Malatyalı olduğum için görevli bana cam kenarını verdi ve uçuş sırasında Erciyes Dağını ve yukarıdan tam olarak adını kestiremediğimiz bir sürü dağı görme fırsatım oldu. Daha önce çıktığımız Hasan Dağını görmeyi umut ediyorduk ama göremedik. Van Merit Havalimanı’na ulaştığımızda Cuma ve Ali Ağabeylerimiz bizi bekliyorlardı. Daha bagajlarımızı alırken bile Cuma Ağabeyle ilgili ilginç hikayeleri duymaya başlamıştık bile: Henüz 13-18 yaşındayken- biraz şehir efsanesine dönüşmüş, daha sonra sorduğumuz kimse emin değildi yaştan-iki tane turisti Ağrı Dağına paraya ihtiyacı olduğu için çıkarmış. Doğru düzgün yol bilmiyormuş ve turistleri zirveye yakın bir tepeye götürüp burası asıl zirve demiş. Atatürk zirvesinin üstündeki bulutlar dağıldığında turistler durumu anlamış ve anlayış göstermişler. Yerel rehberler bu tepeyi Cuma zirvesi olarak anlatmaya başlamışlar. Bizim için diğer ilginç bir detay ise Cuma Ağabey’in yaptığı toplam 431 zirvesiydi.

Van şehir merkezine geldiğimizde hemen Van kahvaltısı yapabileceğimiz bir yer aramaya başladık. Sonunda bulduğumuz yerde şimdiye kadar yaptığı en güzel kahvaltıyı yaptık. Yöresel kahvaltılıkları-otlu peynir, murtuğa, kavut vs.- yemeye doyamadık hatta döndüğümüzde tekrar kahvaltı yapamadığımız için çok üzüldük. Ardından Doğubeyazıt’ a geçmek için iki arabaya ayrıldık. Yolumuz boyunca Türkiye’nin en büyük dağlarından biri olan Süphan Dağını ve İran sınırı bize eşlik etti. Muradiye Şelalesinde mola verdiğimizde bir şeyler içtik ve dinlendik. Aldığımız bilgilere göre bu şelale kış aylarında donuyordu ve donmuş şelale tırmanışları gerçekleştiriliyormuş. Öğleden sonra Doğubeyazıt’ ta vardığımızda İsfahan Oteline yerleştik, burası dağcıların sıklıkla tercih ettikleri, merkezi bir yerde ve temiz bir oteldi. Otelden ayrılıp pasajları gezdik ve dağda çokça ihtiyacımız olacak kuru yemişleri almak için bir dükkana girdik. Ardından yemek için lokantalardan birine uğradık. Bizim için Doğubeyazıt’ ın en güzel yanların biri de et yemeklerinin çok güzel ve ucuz olmasıydı. Tüm faaliyetimiz boyunca bolca et yedik.

Otele vardık ve biraz vakit geçirdikten sonra malzeme kontrolüne başladık. Kramponlarımızı ayarladık, kazmaları dağıttık. Cuma Ağabey bize bot, çanta desteğinde bulundu. Yarın Eli köyüne(2008m) gidecektik. İşimiz bitince yorgunluğuyla hepimiz uyumak için odalarımıza çekildik.

5 Haziran Salı

Eli köyüne(2008m) varmak için saat 08.30’ da otelden minibüsümüzle ayrıldık. Karakoldan önce kaymakamlıktan izin almamız gerekiyordu ve kaymakamlık iznimiz henüz karakola ulaşmamıştı. Karakolda dağın terör olaylarına açık olduğunu ve bizim bölgenin hassasiyeti hakkında bilgilendirildiğimize dair bir belge imzalatıldı. Bu belge tahmin ettiğimizden daha da tedirgin etmişti bizi. Cuma Ağabey kaymakamlık iznimizi alırken, biz de daha fazla vakit kaybetmemek için dağda kullanacağımız 3Lt su, ıslak mendil gibi ihtiyaçlarımızı karşıladık. Saat 12.00’ da Eli köyünden tırmanışımıza başlamak için hazırdık.

Tırmanışımız esnasından dağın zirvesine hangi zamanlarda bulut geldiğini tahmin ediyor ve tırmanış durumumuza göre kendimize saatler belirliyorduk. Kamp 1’ e (3200m) varmak için yavaş bir tempo tutturduk, molalar veriyor ve sık sık dinleniyorduk. En güzel molamızı yöre halkının yazın hayvancılık için kurduğu bir dağ yaylasında verdik. Dağ yaylasında yorgunluğumuzu ve güneşin etkisini azaltması için içtiğimiz ayran ve çaydan sonra yola koyulduk.

Yolumuz boyunca ilgimizi çeken diğer bir ayrıntı ise devamlı bize bir şeyler satmaya çalışan çocuklardı. Yaptıkları kolye, eşarp gibi şeyleri çok da pahalı olmayan fiyatlara bize pazarlamaya çalışıyorlardı ve bazen onlara Türk olduğumuza ikna etmeye çalışıyorduk. Sönmez Hoca muhabbet ederken kız çocukları 5. Sınıftan sonra babalarının okula göndermeyeceğinden ve okuldan sonra ev işleriyle uğraşıp sonra evlendirileceklerinden bahsettiler. Çocuklarla üzgün şekilde vedalaştık. Sonra bize havlayan çoban köpekleriyle karşılaştık. Gidebileceğimiz tek bir yol vardı ve köpekler bize daha saldırgan gözükmeye başladı. Neyse ki çobanlarla tanışıp sohbet edince köpekler varlığımıza alıştı ve geçmemize izin verdiler.

Saat 17.00’ da Kamp 1’ e varmıştık. Bu kampa aynı zamanda Yeşil Kamp deniyordu. Çadırlarımızı kurup ihtiyaçlarımızı giderdikten sonra Ali Ağabey’in bize hazırladığı ziyafete oturduk. Kamp alanımızın tüm faaliyetlerimizin en güzel kamp alanı olduğuna karar verdik. Ağrı dağında yetişen birçok endemik çiçeği görme fırsatı yakaladık. Sol tarafımızdaki su kaynağından yararlandık ve suyumuz bu kamp boyunca hiç donmadı.

6 Haziran Çarşamba

Sabah 7 ‘de uyandığımızda kendimizi iyi hissediyorduk, suyun yanına gidip yüzümüzü yıkadıktan sonra, bugün içmemiz gereken sularımızı doldurduk. Egemen belgesel çekimi için bizlerle röportaj yaparken benimle zor anlar yaşadı. Güzel kahvaltımızın ardından tırmanış öncesi açma-germe hareketleri yapmaya karar verdik ve Adem-Cuma Ağabey’in oğlu- bizim kulüpteki tüm erkeklere güreş teklifinde bulundu. Sönmez Hoca ve Murat’ la bilek güreşine oturdular ve Sönmez hoca çok ama çok zorlanmasına rağmen yendi.

Saat 10.10’ da Kamp 1’ den Kamp 2 ‘ye(3700m) doğru harekete geçtik. 3500m ‘ de mola verdiğimizde, önümüzde İran sınırını da içine alan geniş platolar yer alıyordu. Reinhold Messner’ in Türkiye’ye geleceğini öğrendik, ardından dağcılık ve Ağrı Dağı’ nda kaybolmak üzerine uzun soluklu bir sohbete başladık. Saat 13.30’ da ikinci kampımıza varmıştık ve diğer grubun çadırlarını toplamasını bitirmesinden sonra çadırlarımızı kurduk. İkinci tırmanışımızda, birinci tırmanışımıza göre daha hızlı irtifa almıştık ve çoğumuzda baş ağrısı, mide bulantısı başlamıştı. Ertesi günü bu kampta geçireceğimizden çok fazla endişelenmedik. Hem ipimizi taşımak, hem aklimatize olmak için 4200m’ye 2 saat süren iniş çıkış yaptık. Ağrı Dağı Güney Doğu rotası çıkılırken asıl kullanılan kamp yeri 4200m olmasına rağmen çıktığımız dönemde kar kamp atmamıza izin veremeyecek kadar fazlaydı. Bu da bizim için zirve tırmanış günümüzde fazladan tırmanmamız gereken 500m demekti.

Ali Ağabey döndüğümüze bize ziyafet hazırlamıştı, afiyetle yedik. Yarın rahat bir dinlenme günü olacağından biz de çok rahattık. Akşam ortak çadırımızda çay içmeye gittik ve Cuma Ağabey’le ilgili ilginç hikayeler dinledik. Çadırlara dağılıp muhabbet ettikten sonra, hepimiz uykumuza çekildik.

7 Haziran Perşembe

Bu günümüzü yüksekliğe uyum, kazma-krampon eğitimi ve düşme çalışmalarına ayırmıştık. Bizim için çok yorucu bir gün olmayacaktı, bu yüzden erken kalkmamız gerekmedi. Ama tüm ekip saat 08.00’ da uyanmıştık. Susamıştık, ama yanımızdaki su kaynağımız donmuştu ve Ali Ağabey öğleden sonra çözülebileceğini söyledi. İlk başlarda kimse dün doldurduğum çamurlu suyu içmek istemedi ama saat ilerledikçe, içmek zorunda kaldılar. Yarın çok zor bir gün olacağından hepimiz bugün iyi dinlemek istiyorduk ancak yükseklik uyku kalitemizi azaltmıştı.

Doyurucu kahvaltımızı yaptıktan sonra, kayma düşme çalışmamız için hazırlandık. Egemen Hasan Dağında yeterince kayma çalışması yaptığımızı düşündüğü için yükseğe çıkıp Küçük Ağrı Dağının manzarasını da görebileceği bir yerde belgesel çekimlerine devam etti. Düşme çalışmamız Hasan Dağına göre çok kolaydı. Ardından ikişer grup halinde 200m Fransız stil tırmanışla irtifa kaybedip tekrar kamp alanına döndük. Çalışmalarımız öğleden sonra bitmişti ve hepimiz çadırlarımızda dinlenmeye koyulduk.

Akşam yemeğimiz de tavuk ve bulgur pilavı yedik. Yemeğimizi yedikten sonra dışarıda çay içmeye ve sohbet etmeye başladık. Neslihan ve Ali Ağabey 3taş ardından 9taş oyunlarında birbirlerine rakip oldular, tezahüratlarımız eşliğinde Ali Ağabey oyunları yendi. Ardından Ali Ağabey ile ben 9 taş oynadık, bu sefer ben yendim ve Ali Ağabey sarımsak yemek zorunda kaldı. Ertesi gün saat 00.00 ‘da uyanacağımızdan hava kararmadan uyumak için çadırlarımıza dağıldık. Gece boyunca çoğumuz en fazla 3 saat uyuyabilmişti ve bu durum ertesi günkü performansımızı çok etkileyecekti.

8 Haziran Cuma

Çadır arkadaşlarımızla birlikte uyanmamız ve kahvaltıya gitmemiz 10 dakikayı bulmuştu. Kahvaltıya ilk giden çadır bizdik ve kendimizi faaliyetin çadırı olarak ilan ettik. Heyecan ve gerginlik vardı üstümüzde, bir şeyler yemek çok zor hale gelmişti. Kahvaltımı Duygu’nun bana zorla yedirdiği ballı, kaymaklı, yağlı ekmek ile tamamlamıştım ve çok iyi gelmişti. Sıcak su dolu termoslarımızı aldık, kramponlarımızı taktık ve saat 01.00’ da Kamp2’ den (3700m) tırmanışımıza başladık.

Normal tırmanışlarımıza göre daha erken bir saatte çıkmıştık ve uykuya karşı gelmeye çalışıyorduk. Çoğu arkadaşımızın yüksekliğe uyum problemi kısmen devam ediyordu. Kısa, ayakta molalarla yolumuza devam ediyorduk ve hızlı olmamız gerekiyordu. Önceki günlerden gözlemlediğimize göre saat en geç 11’ de zirvede olmalıydık. Bu saatten sonra zirveye bulutlar geliyordu ve bu durum inişimize tehlikeye atacaktı.

Beytullah ve Murat 4200m ‘de ipimizi aldı ve Can arkadaşımız dönüş kararı alıp güvenli şekilde kamp yerimize döndü. İpimizi bıraktığımız yerde batonları bırakıp kazmalarımızı çıkardık. Buz artık sertleşmeye başlamıştı ve düşme tehlikemiz baş göstermişti. Güneş yavaş yavaş kendini gösterirken sıcak bir şeyler içip, kuru yemişlerden yiyebileceğimiz ilk molamızı vermiştik. Bulunduğumuz bölgeden Ağrı Dağının gölgesi bize şaşkınlık vermişti. Çünkü gölgenin kendisi Süphan Dağını aşmıştı. Gölge üzerinden nerede olduğumuzu kestirmek imkansızdı ve zirvenin görüntüsü çok ilginçti. Biraz dinlendikten sonra tırmanışımıza devam ettik.

Yolumuzun burasına kadar olan kısmı dikti ve zik zaklar çizerek devam etmiştik ama şimdi bizi daha dik olan buz kulvarları bekliyordu. Kramponlarımızı buza çok güçlü şekilde atmamız gerekiyordu ve dik kulvarlarda devam ederken bunu yapmak daha da zorlaşmıştı. İkinci mola yerimizden sonra, Güneşin doğuş çizgisiyle tırmanışımız yarışırken kar yavaş yavaş yumuşamaya başlamıştı. Bundan sonraki yolumuz kar ve kayanın iç içe olduğu bir yerdi ve çok dikti. Kazmalarımızı eğime göre değil de, baston şeklinde kullanmaya başlamıştık. Batonlarımızı ise bize yol göstersin diye bırakmaya başlamıştık.

Üçüncü mola yerimiz ise harika bir manzaraya sahipti. Bir tarafımızda Küçük Ağrı Dağı’nın kum tanecikleri net bir şekilde görünüyordu. Kendisi yaklaşık 4000m’lik bir dağ olmasına rağmen Ağrı’nın yanında küçük kalıyordu.Diğer tarafımızda B. Ağrı Dağının zirvesi belirmişti. Ali abiden öğrendiğimize göre Küçük Ağrıya hem Türk hem yabancı dağcılar kaçak tırmanışlar yapıyormuş ve izin alınamıyormuş.

Mola yerimizde yorgunluk hepimize kendisini hissettirmeye başlamıştı. Bastığımız yerlere çok dikkat etmeliydik çünkü hemen arkamızda uçurumlar vardı, kayma anında durmamız neredeyse imkansızdı. Egemen ve Emin kendilerini iyi hissetmiyorlardı ama tırmanışa devam edeceklerdi çünkü mola yerimizden bakıldığında zirve net şekilde görünüyordu ve hava şartlarımız çok güzeldi, bu da hepimizi motive etmeye yeterliydi. Ancak yürüyüşe başladığımızda yaşadığımız problemler hat safhaya gelmişlerdi.

Sönmez Hocamız bizden ayrılıp platonun durumuna bakmaya gitmişti ve biz de onun açtığı izlerden devam ediyorduk. En sonunda 50m’lik tehlikeli bölgeyi geçerken ip kullanmama kararı alındı. Hocamız öndeyken biz de arkada geri dönmeyi düşünmeye başlamıştık, Duygu arkadaşımız önden Hoca’yı takip ediyordu ve ben de çok yorgun olmama rağmen öne geçip yürümeye devam ettim çünkü geri dönelim dedikçe daha da yorulmaya başlıyordum. Benim arkamdan da Neslihan daha sonra Egemen geliyordu. Biz yukarıda beklerken Emin, Murat, Beytullah ve Egemen aşağıda 15 dakika kadar beklediler, üç arkadaşımız dönme kararı alırken Egemen biraz daha devam etti ve daha sonra o da geri dönmek istedi. Duygu, Neslihan ve ben 50m’lik Cehennem Deresine düşme riskimizin en yüksek olduğu yeri güvenle geçtik. Şansımıza, o kadar zor olmamıştı çünkü yumuşayan kar sayesinde kara biraz batıyorduk ve kramponlarımız da tutunabiliyorduk. Hocamız Egemen’ e bakmak için döndüğünde Neslihan çok üşümeye başladı ve geri dönmek istediğini söyledi. Daha sonra o da Sönmez hocayla aşağıya indi. Üşüyerek beklemek yerine Duygu ve ben başka bir batonun olduğu yere kadar yürümeye başlamıştık. Platonun arkasından dolaşmamız gerekiyordu ve biz yanlışlıkla önünden dolaşmamız gerektiğini düşünmüştük, iyi ki denememişiz. Zirveye sadece düz platodan sonra çok eğimli olan bir yol kalmıştı. Çok yakındık ve çıkabileceğimize inanıyorduk ama gidiş dönüş 2 saati bulacak bir yoldu, saat 11′ e yaklaşmıştı ve arkadaşlarımızın Hocasız dönmesini istemiyorduk. Duygu ve ben fotoğraf çekildikten sonra, üzülerek hocayla birlikte geri döndük.

Ağrı Dağını inmek gerçekten çok güzeldi ve kolaydı. Yolumuzu bulmak için koyduğumuz batonları kullanarak hoca, Duygu ve ben kayarak inmeye başladık ve bir yandan da kendimizi teselli etmeye çalışıyorduk. Tüm ekibin Kamp 2′ ye (3700m) inmesi saat 14.00 ‘ı buldu. Kaydığımız yerlerde kar ve kaya karışık olduğu için benim pantolonum da dahil çoğumuzun pantolonu zarar görmüştü hatta bazıları yırtılmıştı. 1-2 saat dinlenip bir şeyler yedikten sonra yaklaşık 3000m’ deki köy yaylasına inmek için yola çıktık. Bize inişin tahminen 1-2 saat süreceği söylenmişti ama yaylaya hava kararırken varmıştık yani yaklaşık 5 saat sürdü. Hepimiz tükenmiştik çünkü aralıksız yaklaşık 20 saat yürümüştük. Yemeklerimizi yiyip çay içtikten sonra önceden kurulmuş çadırlarımıza doğru uyumaya gittik.

9 Haziran Cumartesi

Saat 6′ de sıcaktan dolayı hepimiz istemsiz uyanmıştık. Çadırlarımızı toplayıp yola çıkmamız 1,5 saati buldu ve Eli Köyüne 1 saatte varıp bizi Doğubeyazıt’a götürecek minibüsümüze bindik. Otele gidip duş aldıktan sonra, Cumartesi günlerinin ünlü et yemeğini yemek için Doğubeyazıt’ta bir lokantaya oturduk. Hepimiz koca bir tabak dolusu et yedikten sonra İshak Paşa sarayına gitmek üzere minibüse bindik. Bu saraydan Ağrı Dağı hiç bir şekilde görünmüyordu bu durum İshak Paşa’nın kendi isteğiymiş ya da dağdan gelen rüzgarı kesmek içinmiş. Dağı üzerinde Urartu kalesinin olduğu bir kayalık kapatıyordu.

İçinde 116 tane değişik-bize göre çoğu birbirine benziyordu- odanın bulunduğu saraydan, birbirinden değişik ve eğlenceli fotoğraflar çekerek ayıldık. İshak Paşa Sarayından ayrıldıktan sonra, Doğubeyazıt’ta bir şeyler içip zirvesiz sonuçlanan ama bizim için çok önemli olan faaliyetimizi kutladık. Diğer bir garip nokta ise zirve yapamadığımızı söylediğimizde herkesin bize garip garip bakıp “Niye ?” diye sormasıydı, bir ara Doğubeyazıt’ta herkesin zirve yapmış olabileceğini düşündük. Ardından gece yarısı son et yemeğimizi yemek için tekrar bir lokantaya geçtik ve ben de rüyalarıma giren künefeme kavuştum. Otele gidip tüm eşyalarımızı topladıktan sonra, hepimiz uyumak için odalarımıza dağıldık.

 10 Haziran Pazar

Faaliyetimiz artık sona ermişti ve hepimiz daha şimdiden bir daha Ağrı Dağına ne zaman gelip zirve yapacağımızı düşünüyorduk. Saat 07.30′ da uyandık, kahvaltı yapıp Van’ a doğru yol aldık. Muradiye şelalelerinde son molamızı verdikten sonra Van havalimanına geçtik. Uçağımıza bindikten sonra- Murat, İzmir’ e gideceği için bizden başka bir uçağa binmişti.- çoğumuz uçakta uyumuştuk. Uyumayan arkadaşlarımız ise bizim fotoğraflarımızı çekmekle meşguldüler.

Sabiha Gökçen Havalimanı’ndan Levent otobüsüne bindiğimizde meraklı amcalar yanmış ve yorgun yüzümüze bakıp bize ne yaptığımızı sorduğunda, onlara Ağrı Dağına gittiğimizi söylemekten kendimi alamadım.

 

Faaliyetimizde emeği geçen herkese teşekkür ederim…

Merve Şahin